45. Gün: 15 Aralık

Aranan Buldu: Bulmak

Yıllar boyunca bir iz sürdüm.
Kimi zaman bir bakışın içinde,
bazen bir şarkının ezgisinde,
yahut tenha bir sokağın köşesinde
aramaya koyuldum.

Bir iz,
bir işaret,
bir yankı…
Kaybettiğimi sandığım hakikatin
nerede gizlendiğini
sormaya devam ettim.

Sanki içimde bir eksiklik vardı
ve bu eksikliği tamamlayacak olan şey,
dış dünyada bir yerlerdeydi.

Kalbimde derinleşen bir boşluk,
her adımda biraz daha büyüyor,
beni bilinmez yollara çağırıyordu.
Ama her yeni durakta,
her dönemeçte,
bir şeyler eksik kalıyor,
bir şey tamamlanmıyordu.

Sonra bir gün,
yolun kıyısında durdum.
Yürümek değil,
sormak değil,
koşmak değil
sadece kalmak gerektiğini hissettim.

Ve o sessizliğin tam ortasında,
içimden bir ses yükseldi:
“Dur.
Çünkü aradığın şey uzakta değil.
O zaten seninleydi.”

Gözlerim,
o âna dek dışarıyı taramıştı;
şimdi içime döndü.
Ve orada,
hiç ummadığım bir yakınlıkta
bir huzur hâliyle karşılaştım.

Aradığım,
hep yanımdaydı.
Hatta öyle yakınımdaydı ki
nefes alırken içime dolan havanın
bir parçası gibiydi.

Kayıp sandığım şey,
ne bir his,
ne bir kavram,
ne bir insandı;
o, varoluşumun ta kendisiydi.

Ben onu uzaklarda,
başka diyarlarda,
başka yüzlerde ararken,
o kalbimin en derin kıvrımında
sessizce,
sabırla bekliyormuş.

Bulmak,
sandığım gibi bir hedefe ulaşmak değilmiş.
Bir yolculuğun sonunda bir ödül de değilmiş.
Bulmak,
bakmayı öğrenmekmiş.

Sadece görmek değil;
görmenin ardındaki anlamı tanımakmış.

Bana gösterilen,
bir şeyin şekli değilmiş;
şekilsizliğin içindeki gerçekmiş.

Bir bilgelik,
sessizce kalbimin merkezine fısıldadı:
“Sen hiç kaybetmedin.
Sadece baktığın yeri değiştirmeliydin.”

Ve o zaman anladım:
Yaradan’a giden yol,
dışarıda yürüdüğüm yollarla değil;
içimde sessizce açılan
bir koridorla başlıyormuş.

Ben koşmuşum,
bazen düşmüşüm,
bazen yolumu şaşırmışım
ama O, beni hep aynı noktada
sessizlikte,
kucaklamaya hazır bir sabırla beklemiş.

Bulmak,
temas etmek değilmiş.
Temas ettiğini fark ettiğin an
başlıyormuş gerçek karşılaşma.

Ve o idrak,
bir yıldırım gibi çarpmamış;
bir dalganın sahile çarpması gibi,
yavaşça içime yayılmış.
Kalbimde,
ağırlığı olmayan ama derinliği sonsuz bir huzur
sessizce kök salmaya başlamış.

Arayışın yorgunluğu,
yerini bir iç sekinete,
bir teslim oluşa bırakmış.

Artık biliyorum:
Kaybettiğimi sandığım o hakikat,
bana hiç sırtını dönmemişti.
Ben ondan uzaklaştığımı sanırken,
o beni içeriden çağırıyormuş.

Ve şimdi,
ona yeniden dönmek;
bir buluş değil,
bir hatırlayış,
bir selamlayış,
bir kendine kavuşmaymış.

Çünkü o,
beni ben yapan,
beni Yaradan’a yaklaştıran,
suskunluklarımı duaya dönüştüren
hakikatin bizzat kendisiymiş.