Muhammed KURTCEPHE
Ben, Muhammed Kurtcephe.
Kışın soğuğunda Kadir’in sıcağında, 1971’de Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı Erçene köyünde gözlerimi dünyaya açtım. O gün bugündür üşürüm, soğukla aram pek iyi değildir :( Kadir gecesinin duygusallığını yüreğimde taşırım. Bu sebeple gönlü coşkulu, gözü yaşlıyım.
Çocukluğum, karın sessizliğine, bağların sabrına ve köy odalarının sükûtuna karıştı. İlkokula Elbistan İsmet Paşa’da başladım; Erçene’nin tozlu yollarında devam ettim, Elbistan Atatürk İlkokulunda noktalandı çocukluk merdivenlerimin ilk basamağı. Sonra Afşin Ortaokulu ve Endüstri Meslek Lisesi Elektrik bölümü… Üniversite yıllarında yollarım Cumhuriyet Üniversitesi’ne düştü; önce Elektrik, ardından Bilgisayar Programcılığı okudum. Sonrasında Anadolu Üniversitesi’nde Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünü tamamladım.
Gençliğimde arayışım sadece bilgiye değil; davaya, omuzdaşlığa, bir neslin yeniden dirilişineydi. Milli Gençlik’te, Safa’da, Hayat Ağacı’nda, YediHilal’de yönetim kurullarında görev aldım. O yıllarda öğrendim ki kalemin değmediği gönül eksik kalır, kelamın uğramadığı insan yarım kalır.
Yazmaya üniversite yıllarında başladım. İlk satırlarımı Gençliğin Sesi dergisinde yayınladım. O gün bugündür kendimi hep şu cümleyle tarif ettim:
“Yazarak yaşarım, yaşadıkça yazarım.”
Kaleme aldığım kitaplarım, yolculuklarımın izleridir:
– Hac Günlüğü, kutsal yolculuğumun notları,
– Mekke Medine Rehberi, bir şehrin kılavuz,
– NasihatName, genç gönüllere söz,
– Komşu Komşu, mahalle kültürümüzün sıcak yüzü,
– Yol Yolcu, kutsal yolun yolcularına rehber,
– Fotoğraflarla Mekke Medine, hatıraların görsel dili,
– Harmanda Gece, Anadolu’nun hikâyeli geceleri,
– Onunla Yirmi Gün, Veda haccının izinde,
– Ebu Ubeyde, Gazze’nin sesi,
– Gazze’nin Feryadı, mazlum coğrafyaların çığlığı,
– Oruçla Otuz Gün, Ramazan’ın nefesleri,
– Taşları Ağlayan Şehir Kudüs, taşların diliyle yazılmış bir şehir kitabı,
Her satırımda Anadolu irfanı, İslam medeniyetinin soluğu, halk kültürünün rengi vardır. Duygularımı didaktik bir dille yoğurur, geçmişin hikâyelerini geleceğe taşırım. Benim için yazarlık bir meslek değil; bir şahitliktir, bir emaneti taşımaktır.
Bugün hâlâ kalemim elimde, gönlüm yolda. Yazılarımda yalnızca satırları değil, ruhumu da gezdiriyorum. Çünkü inanırım ki yazının en kalıcı mürekkebi, gözyaşının ve duanın içinden damlar.



















