Aranan Buldu: Birleşmek
Her hakiki yürüyüşün sonunda
bekleyen bir an vardır:
Sessizlikle örülmüş,
kelimelerin çözüldüğü,
aklın sustuğu
ve kalbin konuşmaya başladığı bir an.
Yol,
en başından beri
o âna doğru eğilmişti.
Her sorunun ucunda,
her adımın gölgesinde,
her bekleyişin derinliğinde
saklı duran o çağrı
nihayet yankısını buldu:
Kalbin, Yaradan’a yaklaşma değil;
O’nunla özdeşleşme arzusu.
Birleşmek,
iki ayrı varlığın
gri bir sınırda buluşması değil;
sınırların
tamamen ortadan kalkmasıdır.
“Benlik” dediğimiz kabuk,
hakikatle temasta
yavaşça çözülmeye başlar.
Zihin susar,
iddia düşer,
kimlikler dağılır.
Geriye yalnızca
saf,
berrak,
yönünü bulan bir varlık kalır.
Kim olduğuma dair
bütün tanımlar silinmişti.
“Ben” dediğim şeyin anlamını
artık dışarıda değil,
kalbimin iç derinliklerinde
aramaya başlamıştım.
Ve o derinlikte,
benliği aşıp
sessiz özün sesini işittim.
Yaradan’ın çağrısı,
bir dış ses değil;
içte yankılanan,
çağlar ötesinden gelen
kadim bir yakınlıktı.
Kalbim artık
sadece bir et parçası değil;
O’nun varlığıyla temas hâlinde olan
bir sır taşıyıcısıydı.
Her atışı,
bir vird gibi O’na dökülüyordu.
Her ritmi,
Sevgiliye ait oluşun
sessiz bir ilânıydı.
Bu,
fiziksel bir buluşma değil;
metafizik bir bütünleşmeydi.
Ben,
O’nu uzaklarda sanmıştım:
Dağların doruklarında,
kitapların satırlarında,
başkalarının dualarında…
Ama birleştiğimde anladım ki:
O hep içimdeydi.
Her şeyin merkezinde,
sessiz ama diri
uzak ama
en yakın yerde duruyordu.
Ve o birleşmede,
o iç kapı
varlık ile Varlık arasında duran
zarif eşik
kendiliğinden aralandı.
Kapıyı çalmadım,
zorlamadım,
sadece bekledim.
İçsel bir çözülmeyle
kabuğumu terk ettim.
Kapı,
ben sustukça açıldı.
Bu buluşma,
gözyaşıyla değil;
hayretle geldi.
Ne bir zaferin gururu,
ne bir arayışın bitişiydi bu.
Sadece
kalbin kendi mekânına dönmesi,
Yaradan’dan gelenin,
Yaradan’a kavuşmasıydı.
Sınırlar eridi.
Ben yoktum artık;
sadece O vardı.
Zaman,
bu hâl içinde
anlamını yitirmişti.
Bedenim buradaydı,
ama ruhum
çok daha ötede;
sonsuzun iç hatlarında
sessizce
dolaşıyordu.
Bu bir yük değil,
hafiflikti.
Bu bir yorgunluk değil,
dinlenmeydi.
Bu bir kavuşma değil,
hatırlamaydı.
Birleşmek,
kendine ait olanı,
kendinde değil;
O’nda bulmaktı.
Ve o andan sonra anladım:
Ben,
O’na ait olduğumu
hep biliyormuşum da
sadece yüzümü çevirmem gerekiyormuş.
Kalbin Yaradan’a kavuşması,
kopmakla değil;
tam anlamıyla bağlanmakla olur.
Birlik,
fıtrî bir hâl;
ruhun
kendine dönüşüdür.
Ve o dönüş,
hakikatin
en gür,
en sessiz
tezahürüdür.





Leave A Comment