Aranan Buldu: Şükür
Bulmak,
çoğu zaman bir son sanılır:
Bir kapının kapanışı,
bir menzilin son taşı,
bir yolculuğun nihayetidir gibi gelir.
Ama hakikatte,
bulmak,
varlığın
en mahrem yerine açılan
yeni bir eşiğin sessizliğidir.
Ve o eşikten geçen bir kalp
önce durur,
sonra ürperir,
ardından eğilir
ve en nihayetinde
şükre yönelir.
Çünkü bulmak,
önceden verilmiş
ama henüz fark edilmemiş
bir rahmetin
bilince taşınmasıdır.
Ben vardığımda,
sandığımın aksine,
bana ait olduğunu düşündüğüm şeyin
aslında bana lütfedilmiş olduğunu fark ettim.
Beni bekleyen huzur,
bir hissin değil;
bir çağrının, bir lütfun,
bir sabırlı bekleyişin karşılığıymış.
O huzur,
benimle doğmamış
ama beni beklemiş,
bana doğru yönelmiş,
bana ait olanı bana sunmak için
zamanı kollamış.
İşte o zaman,
şükür,
bir kelime olmaktan çıktı:
Bir hâl,
bir duruş,
bir sessizlik hâline dönüştü.
Şükür,
sadece bir teşekkür değil;
bir idrak biçimidir.
Kendine ait olmayanı tutmak değil;
iade edercesine eğilmek
ve susmaktır.
Kalbim,
özlemini çektiği o huzura vardığında,
o huzurun
bedelsiz olmadığını fark etti.
Ben bulduğumu sandım,
oysa ben bulmadım,
bana bulunuldu.
O’nun beni buluşu,
benim gayretimin değil;
O’nun rahmetinin eseriydi.
Ve bu bulunuşun ağırlığı,
bir ödülün neşesi değil;
bir secdenin yükünü taşıyan
mahcup bir sessizlikti.
Şükür,
o secdenin gözyaşıdır.
Ama bu gözyaşı,
ne acının,
ne de yokluğun feryadıdır.
Tam tersine;
tamamlanmış olmanın,
tanık olmuş kalbin,
tecelliye mazhar olmuş ruhun
sessizce taşıdığı bir niyazdır.
Her nimet,
sessiz bir kabulle karşılandığında,
içte yankılanan bir teşekkür olur.
Ve her iç teşekkür,
kalbi biraz daha yumuşatır,
katılıklarını çözer,
varlığa yaklaştırır.
Şükür,
bir sahiplenme değil;
bir ait olma bilincidir.
Varlığın kendinde değil,
bir başkasında kemal bulduğunu
kabullenmektir.
Kudretin karşısında duran insanın,
bir hiçliğin güvenine yaslanarak
yeniden var olmayı seçmesidir.
Ve şimdi biliyorum:
Bulmak bir nasip;
şükür ise,
o nasibin hakikatini fark etmektir.
Şükür,
kalbin yeniden doğduğu mekânın
ilk kelimesidir.
O kelime;
varlığın yeniden yazıldığı bir dize,
ruhun yeniden örüldüğü bir kök gibidir.
Hayat,
o kelimeyle birlikte
başka bir ahenge kavuşur.
Adımlar ağırlaşmaz;
hafifler.
Düşünceler karışmaz;
saflaşır.
Ve gözler,
artık sadece görmez;
tanır.
Ve ben,
biliyorum artık:
Bulmanın sevinci tek başına yeterli değildir.
Çünkü bulmak,
sadece bir son değil;
şükürle başlayan yeni bir derinliktir.
Asıl sevinç,
şükürle derinleşir.
Şükürle, hikmetle kök salar.
Şükürle, secdeye dönüşür.
Ve o secde,
varlığın
kendini Yaradan’a sunduğu
en saf,
en sonsuz
an olur.





Leave A Comment