Uyanış: Sessiz Gözyaşı
Bir insan,
kalbinin en derinine indiğinde,
kelimelerin eşlik edemeyeceği bir yere varır.
O yerde,
sükûnet bir ağırlık değil;
bir hafiflik olur.
Ve sonra,
yüreğin en kuytusundan
bir gözyaşı süzülür.
Ne acıdan,
ne yalnızlıktan…
Bu damla,
bulmanın getirdiği büyük tanıklığın
sessiz bir ifadesidir.
O gece, ağlamıyordum.
Şükrediyordum.
Bu,
bir karşılaşmanın,
bir kavuşmanın,
bir tanımanın gözyaşlarıydı.
Dışarıdan gelen bir cevap değildi bulduğum;
içimde kaybettiğimi sandığım
bir parçamdı.
Ve o buluş,
bir kelimeyle değil;
saf bir sezgiyle,
bir kalp dokunuşuyla olmuştu.
Gözlerim anlatıyordu.
Suskun dudaklarım,
kalpten yükselen duaları taşıyordu.
Her damla,
yılların yükünü,
sessizliğini,
yavaşça çözüyordu içimde.
Korkular çözülüyor,
direncim eriyordu.
Ve ben,
ömrümde belki bir kez yaşanabilecek
bir buluşa varıyordum:
Kendimle,
Yaradan’la,
varlığın özüyle…
Bu,
bir aydınlanma değil;
sade,
derin ve sessiz bir kabullenişti.
Eksiklerimle,
yaralarımla
kendimi yeniden selamlamaktı.
Sessiz gözyaşı,
bir veda değil;
bir başlangıçtı.
Bir iç yolculuğun
tamamlanışıydı bu.
Ve o gece,
o gözyaşı,
yalnızca bir duygunun değil;
bir teslimiyetin,
bir kavrayışın tanığıydı.
Yüreğimde bir sekinet vardı.
Sanki Yaradan,
“Geldin” demişti.
Ben o sesi belki duymadım
ama tüm benliğimle hissettim.
Artık yalnız değildim.
Çünkü o gözyaşı,
beni içimde bulduğum yere taşıdı.
Ve orası;
hem aradığım,
hem hep içimde olan,
yalnızca görmeyi unuttuğum
yuvamdı.





Leave A Comment