41 Gün: 11 Aralık

Uyanış: Teslimiyet

Bazı anlar vardır;
sessizlik,
bir cümle gibi düşer insanın içine.
Sözcükler yorulur,
duygular ağırlık yapar
ve insan,
hiçbir yere varamayacağını bilse de
bir yerlere ulaşmak için yürümekten
bitap düşer.

İşte o an,
kalp durmaz ama teslim olur.
Zihin susmaz ama eğilir.
Ruh,
bir yolculuğun başladığı yeri
yeniden hatırlar.
Ben o yere,
yürüyerek değil, bırakarak vardım.
Tutunmayı değil,
salınmayı seçtim.
İspat etmeyi,
anlatmayı,
çözmeyi,
haklı çıkmayı…
Hepsini
birer yük gibi taşıdım.
Ve sonunda,
tek tek
Yaradan’ın huzuruna bıraktım.

Teslimiyet,
bir düşüş değil;
benliğin içinde yükselmenin
en kadim biçimidir.
Dik durmakla değil;
seni taşıyan Elleri
nihayet tanımakla başlar.

Kendime karşı direndiğim ne varsa:
geçmişin tortusu,
şimdinin eksikliği,
geleceğin bilinmezliği
hepsi artık
karşı koyduğum değil,
kabullendiğim gerçekliklere dönüştü.

Teslimiyet:
geçmişi bir hatıra gibi taşımak,
şimdiyi bir nimet gibi kabul etmek,
geleceği bir emanet gibi beklemektir.
Susmayı seçtim.
Direnmemeyi,
savunmamayı,
koşulsuz bir bekleyişi seçtim.

Çünkü bazen,
kalbin en sahici sözleşmesi
hiçbir kelime kurmadan,
yalnızca kalmanın kudretiyle yapılır.

Teslim olmak;
çözümü dışarıda değil,
kendi iç karanlığında,
kendi iç sükûnetinde bulmaktır.
Ve bu fark ediş,
bir yıldırım gibi çarpmaz;
bir yağmur gibi iner.
Sessiz.
Derin.
Ve kalbe yerleşerek…

Artık ne savunuyordum,
ne de sorguluyordum.
Sadece vardım.

Varlığım;
hatalarıyla,
kırıklarıyla,
sarsıntılarıyla,
okyanusun kıyısında
durgun bir taş gibiydi.
Ve o duruş,
benliğimin en içten çağrısına
bir cevap gibiydi.

Teslimiyet;
sana biçilen kalıplardan,
seni kuşatan beklentilerden,
kalbini baskılayan seslerden
özgürleşmektir.
O,
arayıştan değil;
bulunuşun kendiliğindenliğinden doğar.

Boyun eğmek,
bedensel bir duruş değil;
ruhun,
yaratıldığı öz’e
köklerinden dönmesidir.

Ben o gece,
kalbimin en sessiz,
en inatçı köşelerini bile
tek tek
O’na teslim ettim.
Sorguların yerine güven,
korkuların yerine tevekkül,
yorgunluğun yerine dinginlik yerleşti.

Bu hâl,
sanılanın aksine
bir son değil;
bir başlangıcın eşiğiydi.

Çünkü teslimiyet,
benliği inkâr değil;
onun içinde saklı ışığı özgür bırakmaktır.

Sözcükleri,
hatıraları,
endişeleri,
geleceğin çizilmemiş haritalarını
bıraktım.

Ve o bırakış,
bir boşluk değil;
bir dolma, bir tam olma anıydı.

Teslimiyet,
beklentiye sığınmaz.
O,
kendi ışığını kalpten taşıyan bir sükûnettir.

Ve o sükûnetin gecesinde,
kalbimin sesini
ilk kez
bu kadar derin,
bu kadar net,
bu kadar kendim duydum.

Teslimiyet,
bir bitiş değildir.
O,
uzun süredir aranan hakikatin
gerçekten başladığı
ilk sessizliktir.