Aranan Buldu: Adım Adım
Her adım,
varlıkla yüzleşmenin,
bilincin derinleştiği,
kalbin kıyılarını aşan
bir seyrüseferin tezahürüymüş.
Boşluk sandığım her an,
meğer varlığın merkezine
bir çağrı taşıyormuş.
Karanlık zannettiğim yollar,
çıkmaz sandığım geçitler,
aslında içimde yıllardır sessizce bekleyen
bir yakınlığın izlerini taşıyormuş.
Adımlarım,
kalbimin bilincine varmadan önce bile
O’na dönükmüş;
çünkü yaratılışımın öz kodu,
yönümü zaten
O’na çevirmişti.
Geriye baktığımda,
belirsiz sandığım o anlarda bile
her köşede
bir işaret,
bir yön,
bir iz,
bir sessiz davet varmış.
Koşuşturmalarım,
kaçışlarım,
suskun zamanlarım…
Hepsi
aynı menzile yönelmiş.
Birbirine benzeyen sokaklar,
tekrar eden alışkanlıklar
hepsi
o tek huzura,
o kadim kaynağa
sessizce akıyormuş.
Bazen bir dua,
bazen bir çöküş,
bazen bir iç çekiş…
Her biri,
içimde bekleyen o çağrıyı
biraz daha belirginleştiriyormuş.
Sanmıştım ki
yolumu ben çiziyorum.
Oysa her adımım
ta başından mühürlenmişti;
ben sadece fark etmeyi beklemişim.
Korkularla attığım adımlar bile
bir teslimiyetin habercisiymiş.
Ben uzaklaştığımı sanırken,
O hep yakındaymış.
Ben kendimi unuturken,
O beni gözetmiş.
Uzaklık yoktu aslında;
sadece yönümü
duyamadığım zamanlar vardı.
Ve ben,
her adımda
tanıdık bir sesi
yeniden işitmişim:
“Yoldasın. Buradayım.”
O zaman anladım:
Ben yürümüyorum sadece.
Yol da beni çağırıyor.
İçimde yankılanan o sesle
dönüştürülüyorum.
Sessizlikte yeniden şekilleniyorum.
Her adım;
sadece bir ilerleyiş değil,
bir içsel yenilenme,
bir bilince varış,
bir vuslata yaklaşmaymış.
Ve şimdi biliyorum:
Her adımım,
beni bana,
benden O’na,
O’ndan rahmete,
rahmetten sonsuzluğa
taşıyormuş.





Leave A Comment