İzlerin Peşinde: Bir Koku
Bir akşamüstüydü.
Günün ağırlığı
yavaşça toprağa çekiliyor,
şehir,
karmaşanın sınırları belirsiz bir dinginliğe bürünüyordu.
İşte tam o sırada,
hiç ummadığım bir anda,
tanımsız ama tanıdık bir koku doldu burnuma.
Ne bir fırından yayılan buharı andırıyordu,
ne de taze yıkanmış çamaşırların taşıdığı o tanıdık temizlik hissini…
Ne lavanta,
ne sabun…
Fakat o koku,
kendi başına bir çağrıydı.
Zihnin ulaşamadığı,
hafızanın bile sustuğu bir noktada
koku, geçmişi yeniden yapılandıran ilk duyudur.
Bu bilinçdışı etki
zamansal sürekliliği bir anda kırar
ve insanı,
bulunduğu mekândan ve andan ayırarak
zamansız bir hatıraya taşır.
Ve tam olarak öyle oldu.
Birdenbire,
çocukluğumun
toza bulanmış sokaklarına sürüklendim.
Babaannemin
tandır başında ellerini ovuşturduğu,
annemin
eski yastık yüzlerini güneşte kuruttuğu,
ipte dalgalanan çamaşırların
deterjanla karışmış temizliğiyle sarhoş olduğum
o anlara…
Koku,
bu sahneleri yalnızca geri getirmedi;
onlara yeniden inanmamı,
yeniden dokunmamı sağladı.
Çünkü koku,
yalnızca fizyolojik bir uyarıcı değil,
varoluşsal bir hafıza anahtarıdır.
Dil istemez,
ses talep etmez.
Sadece bir nefes yeter.
Ve bir an.
O anda,
kalbimin ritmi değişti.
Düşünceler sustu,
duygular konuşmaya başladı.
Ve fark ettim:
Bazı kokular yalnızca burnuma değil,
benliğimin en derin,
en unutulmuş katmanlarına dokunuyordu.
Koku,
yıllar önce mühürlenmiş
gizli bir mektuptur.
Doğru anda,
hafif bir rüzgârla açılır.
Ve hiçbir hazırlık gerekmeden,
insanı kendi içine çağırır.
Belki bana yeni bir şey öğretmedi
ama unuttuklarımı önüme serdi.
Ve bu hatırlayış,
bir öğrenmeden daha dokunaklıydı.
Çünkü hatırlamak,
zihinsel bir faaliyetten çok,
ruhsal bir buluşmadır.
Kimi huzurlar,
kimi dualar,
kimi özlemler…
Sadece kokuda saklıdır.
Bir an için bile olsa,
bir solukla,
insan kendine geri dönebilir.
Ve bu dönüş,
kelimelerle değil;
bir nefesle olur.
Belki de bu yüzden,
hakikat bazen bir çiçeğin parmak ucunda,
bir tencerenin kapağında,
bir eski kitabın ilk sayfasında gizlidir.
Hepsi durdurur insanı.
Susturur.
İçeriye çağırır.
O gün akşamüstü,
koku çekildiğinde
geride sadece sessizlik kaldı.
Ama bu sessizlik,
bir eksiklik değil;
bir buluşmanın yankısıydı.
Ve ben,
o sessizliğin içinde
çoktandır yitirdiğim bir şeye yeniden ulaştım:
Kendime.





Leave A Comment