20. Gün: 20 Kasım

Yanlış Yollar: Servet

Biriktirdim.
Kazandıkça çoğalttım,
çoğalttıkça bağlandım.
Bağlandıkça korktum,
kaybetmekten ürktüm.

Zihnimde tek bir denklem vardı:
“Güvence,
sahip olmakla mümkündür.”
Ve ben,
güvende hissetmek için
daha fazlasını arzuladım.

Cüzdanım doldukça,
kalbimdeki eksikliğin kapanacağını sandım.
Oysa rakamlar arttıkça,
içsel yoksunluğum daha da belirginleşti.

Yüksek limitli kartlar,
parlak vitrinler,
pahalı etiketler…
Hepsi birer sahne dekoruydu.
Ben,
o dekorların arasında
rolünü unutmuş bir oyuncu gibi dolaşıyordum.

Her alışveriş bir heyecanla başlıyor,
bir boşlukla sonlanıyordu.
Zihnim “Bu sondu!” diyordu
ama kalbim hâlâ fısıldıyordu:
“Bir şey eksik.”

Servet,
beni görünür kıldı.
Ama içimde,
daha da derinleşen bir sessizlik büyüyordu.

Kendime değer atfetmek için
birikimlerime tutundum.

Etiketleri statü,
bilançoyu özsaygı sandım.

Ama bir gece,
geniş salonlu bir evin ortasında
kendi iç boşluğumun yankısını duydum.

O an anladım:
Duvarlar ne kadar kalın olursa olsun,
içerideki yalnızlık her şeyi delip geçer.
Lüks yaşam bana konfor sağladı
ama huzur getirmedi.

Konfor,
rahatlıktır; geçicidir.
Huzur,
derinlik ister,
karşılaşma ister.
Kendinle yüzleşmeyi gerektirir.

Kalbimin daraldığı bir anda
elim telefona gitti.
Yeni bir şey sipariş ettim.
Ama gelen kutu,
sadece boşluğun kargosuydu.

Bir akşam,
bir dostun evinde,
sade bir sofrada oturdum.
Çay vardı.
Sohbet vardı.
İçtenlik vardı.

O sofrada,
lüks restoranlardaki menülerden,
kristal bardaklardan,
cam avizelerden daha fazla huzur buldum.

Bazen bir sarılmaya ihtiyaç duydum.
Ama kolumda sadece bir saat vardı;
sarılacak bir omuz yoktu.

Cüzdanım ağırdı
ama sohbetim hafifti.
Zenginlik beni yükseltti;
ama aynı zamanda
bağlarımı inceltti.

İlişkiler,
bilinçsizce pazarlığa dönüştü:
“Ne kazanırım ne kaybederim?”

Oysa gerçek bağ,
kâr-zarar hesaplarının ötesindeydi.

Bir sabah,
sessizce yürüdüm.
Elimde bir kahve,
ceplerimde bozukluk,
kafamda binbir düşünceyle
bir bankta oturdum ve sordum:

“Bunca şeye rağmen neden bu kadar yoksunum?”

Cevap gecikmedi:
Çünkü huzur,
parayla değil;
varlıkla,
bilinçle, bütünlükle inşa edilir.

Anladım:
Servet,
biriktirdiğinle değil,
paylaştığınla anlam kazanır.
Ve paylaşmak,
sadece maddi değildir.
Zamanını,
ilgini,
bir tebessümünü,
bir cümlelik şefkatini verebilmektir.

Gerçek zenginlik,
sakince uyuyabilmektir.
Kimseyi incitmeden,
kimsenin hakkına girmeden
başını yastığa koyabilmektir.

O günden sonra,
servetimi yeniden tanımladım:
Artık sayıların değil,
sevginin,
sadeliğin ve şükrün ölçüsünde yaşıyorum.

Çünkü en değerli sermaye,
ruhun dinginliğidir.

Ve şimdi biliyorum:
Cebinde ne taşıdığın değil,
kalbinde ne biriktirdiğindir
insanı gerçekten zengin kılan.