Sessiz bir geceydi.
Pencerenin kenarında oturmuş,
karanlıkta kaybolan yıldızlara bakıyordum.
Gökyüzü sonsuzdu
ama içimde,
ondan daha derin bir sonsuzluk vardı.
Her yıldız,
içimde gizli bir arzuyu fısıldıyor,
yüreğimin derinliklerinde uykuda bekleyen eski bir duyguyu usulca uyandırıyordu.
Ne istiyorum?
Kalabalıkların ortasında
kaybolmuş bir alkış mı?
Yüksek bir mevki,
şöhreti peşinden sürükleyen bir isim mi?
İsimlerin unutulduğu,
başarıların toza dönüştüğü bir ebediyette,
kalıcılığı olmayan şeyler mi?
Yoksa sadece,
gözlerimi kapattığımda
huzurla dolacak bir kalp mi?
Bir sesle,
bir nefesle,
bir bakışla içimi dolduracak bir varlık mı?
Uzun uzun düşündüm.
Hayatın sunduğu tüm cazibeler,
içimdeki eksikliği giderememişti.
Her yeni başarı,
her geçilen eşik,
içimde bir yeri daha susturuyordu
ama o sessizliğin köküne asla dokunamıyordu.
Başarılar,
alkışlar,
geçici ışıltılar gibi
yanıp sönüyordu.
Ardında daha derin bir suskunluk,
daha büyük bir boşluk bırakıyordu.
Ne istiyorum?
Sahici bir huzur.
Mevsimlere,
koşullara,
şartlara bağlı olmayan bir sükûn.
Kışın ayazında da yazın sıcağında da sarsılmayan bir iç dengesi.
Dış dünyanın telkinlerinden uzak,
içimden doğan bir aidiyet hissi.
Kökleri zamana,
dalları sonsuzluğa uzanan bir bağlılık.
Bir bakışla anlaşılacak bir sevgi.
Sözsüz bir dua gibi,
yalnızca kalbin diliyle kurulacak
bir bağ.
Ve kaybolduğum her anda,
beni sessizce bekleyen bir rahmet.
Bütün dağılmalarımı sabırla bekleyen,
hiç acele etmeyen bir sevgi.
Zenginlik değil;
kalbimi ağırlaştırmayan,
ruhumu hafifleten
bir sevinç istiyorum.
Gülüşen yüzler değil;
gözlerinde sözsüz dualar taşıyan,
kalbimin sesine eşlik eden dostlar…
Geçici zevkler değil;
sonsuzlukla fısıldaşan,
içime derin bir huzur salan,
kalıcı bir sevinç…
Ve o gece,
kalbimin derinliklerinden
bir ses yükseldi:
“Gerçekte istediklerin,
senden önce sana yazılmıştı.
Sen sadece hatırlıyorsun.”
Ve ben hatırladım.
Ne istiyorum?
O’nu istiyorum.
Kaynağımı,
sahibimi,
sevgisini…
Beni yokluktan varlığa,
varlıktan sonsuzluğa çağıran o sesi istiyorum.
O’na doğru;
saf,
yalın,
tereddütsüz ve şartsız bir kalple yürümeyi istiyorum.
Ne dünün yükleriyle,
ne de yarının endişeleriyle
ağırlaşmış bir kalple değil;
hafif,
berrak ve teslim olmuş bir kalple…
Gökyüzündeki yıldızlar gibi.
Sessiz ama sarsılmaz.
Uzak ama şüphe etmeyen bir bağlılıkla.
İstiyorum.
Özlemekten,
istemekten,
dua etmekten yorulmadan istiyorum.
Ve biliyorum:
Gerçek arayış,
gerçek buluşmaya giden tek yoldur.
Bir gün,
içimde yankılanan bu susuzluk,
doya doya içeceğim bir kaynağa varacak.
Ve o zaman anlayacağım ki:
Kalbimin bütün çarpıntıları,
bütün arayışları,
hep aynı yere,
aynı sevgiye doğruymuş.





Leave A Comment