Gözlerimi gökyüzüne diktim.
Bulutların arasında
usulca süzülen bir kuş gibi,
sessiz ve belirsiz bir yolculuğu düşündüm.
Bir an için zaman durdu sanki;
bütün evren,
varlığımla birlikte derin bir nefes alıyor,
ve yine benimle birlikte veriyordu.
Yolun Sessiz Çağrısı
Nereye gidiyorum?
Zaman,
avucumdan kayan kum taneleri gibiydi.
Her saniye bir tanesi daha akıyor,
bir daha dönmemek üzere kayboluyordu.
Her kayışta,
içimden bir parça daha geride kalıyor,
ben ise yönsüz adımlarla,
bilinmeyen bir yere doğru yürüyordum.
Bir şöhrete mi?
Bir servete mi?
Bir sona mı?
Yoksa bütün bunların ötesinde,
sessiz bir buluşmanın kapısında mı bekliyordum?
Ölüm üzerine düşündüm.
Bir anın çıplak gerçekliği gibi;
ne ertelenebilecek
ne de bahaneyle ertelenebilecek bir hakikat.
Ölüm,
korkutucu bir son değil artık;
belki de çocukluktan beri adını koyamadığım o eski özleme dönüşüyordu.
Bir gün bu beden toprağa dönecek.
Bir gün bu gözler son kez kapanacak.
Ve ardından,
tüm sorularımın cevabıyla yüzleşeceğim.
Belki de hiç beklemediğim bir tanıdıklıkla karşılaşacağım;
özlediğim,
unutmadığım ve içimde hep beklettiğim “o şeyle”.
Nereye gidiyorum?
Bir ebediyete mi?
Bir unutuluşa mı?
Yoksa sonsuz bir hatıranın içinde,
adım adım kendi varlığıma mı yaklaşıyorum?
Belki de hayat,
başladığı yere yapılan bir dönüş yolculuğudur.
İlk sesi duyduğun yere,
özüne,
sahibine,
ilk sevgiliye…
Yürüdüğüm yollar,
çıktığım yokuşlar,
indiğim vadiler,
belki de sadece o ilk buluşmaya hazırlıktı.
Ruhumun derinliklerinde bir seziş belirdi:
Bu yürüyüş,
bir sona değil,
bir başlangıca,
bir hatırlayışa çıkılmıştı.
Artık biliyorum ki
nereye gittiğimi aramaktan öte,
kimin davetine gittiğimi anlamak istiyorum.
Adı konulmamış bir çağrı var içimde;
çıplak,
yalın,
sarsıcı bir çağrı.
Bir bakışta tanınacak,
bir dokunuşta hatırlanacak kadar tanıdık.
Ve ben,
adını bilmeden,
sadece yüreğimin titremesinden tanıdığım o çağrıya doğru yürüyorum.
Her adımda,
her susuşta,
her dua edişimde biraz daha yaklaşıyorum.
Nereye gidiyorum?
Gidiyorum…
Özüme,
Yaradan’ın şüphe edilmeyen varlığına,
ve varlığımın gerçek anlamına doğru,
adım adım yürüyerek.
Her nefeste biraz daha yaklaşarak,
her duayla daha da derinleşerek,
ve her susuşta,
içimdeki sesi daha berrak işiterek…
Gidiyorum.
Bir gün, kaybolduğumu sandığım yerde
aslında bulunmuş olacağım.
Ve işte o zaman anlayacağım ki
hiçbir adım boşa atılmamış,
hiçbir bekleyiş sebepsiz olmamış.
Her sancı,
her sevinç,
beni biraz daha o sonsuz kapıya taşımış.
Ve ben…
Sessiz bir şükürle,
sonsuz bir sabırla,
çıktığım bu yolda yürümeye devam edeceğim.





Leave A Comment