5. Gün: 5 Kasım

Bugün sabah uyandığımda,
içimde farklı bir duygu taşıyordum.
Hafif ama kararlı bir kıpırtı vardı içimde.
Sanki bir kapı aralanmış,
içeriye yeni bir ışık sızmıştı.

Artık kaçmak istemiyordum.

Dün,
geçmişimi hatırlamış;
içimde kaybolmuş izleri yeniden bulmaya başlamıştım.
Bugünse,
o izlerin beni çağırdığı yere
korkmadan ve tereddütsüz
yürümek istiyordum.

Kaçmak kolaydı.
Sorulardan,
duygulardan,
bazen kendimden bile kaçmak…
Kendime bakmamak,
susmak,
gözlerimi kapamak kolaydı.

Ama artık biliyordum ki kaçtıkça yalnızlaşmıştım.
Kaçtıkça boşluk büyümüş,
ağırlık artmış;
ruhum suskunluğun içinde daha da kaybolmuştu.

Bugün kaçmayacaktım.
Ne sorulardan ne duygulardan ne de içimde yavaş yavaş uyanan o sessiz çağrılardan.

Pencerenin önüne geçtim.
Sabahın serinliği yüzüme vurdu.
Gökyüzü açıktı;
bulutlar tembelce süzülüyordu.

Bir serçe, pencerenin kenarında kısa bir şarkı söyledi.
Sonra hafifçe kanat çırparak uçtu gitti.

Derin bir nefes aldım.
İçime dolan havada bir yenilik vardı.
Bir kabulleniş…

Ama bu bir teslimiyet değildi;
Çaresizliğin değil,
bilinçli bir adımın getirdiği bir barıştı.

“Buradayım.” Dedim kendi kendime, usulca.
“Buradayım ve gitmiyorum.”

Sözler,
odanın sessizliğinde yankılandı.
Kendime verdiğim bir söz gibiydi.

Sokağa çıktım.
Kalabalık yine akıyordu.
İnsanlar,
aynı aceleyle bir yerlere yetişiyordu.
Yüzler tanıdık,
adımlar telaşlıydı.

Ama bu sefer ben farklıydım.

İlk kez acele etmeden yürüdüm.
Adımlarım ağır ama bilinçliydi.
Sanki her adımda dünyaya daha sıkı tutunuyordum.

Toprağın kokusunu,
havanın serinliğini,
insanların varlığını daha derinden hissediyordum.
Yüzüme vuran rüzgârı hissettim.
Gözümün ucuyla geçen insanları,
dallarda titreşen yaprakları,
duvarlarda birikmiş zamanı izledim.

Her şeyin içinde bir hikâye vardı.
Ve her hikâyenin içinde ben vardım.

Dünya değişmemişti.
Ben değişmiştim.
Artık kaçmadan bakabiliyordum.
Kaçmadan duyabiliyordum.
İçimde yükselen her duyguyu, doğan her soruyu, bir düşman gibi değil;
bir dost gibi karşılıyordum.

İlk defa korkmadan içime bakıyordum.
Soruların üstünü örtmeye çalışmadan,
onları seyrediyordum.
Her duyguyu,
her düşünceyi bir misafir gibi ağırlıyordum.

Ve o anda anladım:
Aramak demek,
kaçmamayı öğrenmekmiş.
Kaçmamak.
Beklemek.
Dinlemek.
İçimde kıpırdayan o ince sesi sabırla duymakmış.

Bazen cevaplar hemen gelmiyordu.
Bazen gelen cevaplar,
yeni sorular doğuruyordu.

Ama artık biliyordum:
Bu da yolun bir parçasıydı.

Adımlarımı yavaşlattım.
Kalbimin ritmini dinledim.
Her atışında bir söz taşıyordu sanki:
“Kal… Burada kal… Kendinden kaçma…”
Ve ben kaldım.
Kendi içimde.
Kendi sorularımın ortasında.
Kendi sessizliğimin derinliğinde.

Kaçmadan.
Korkmadan.
Ve ilk defa tam anlamıyla…
Var olarak.

Biliyordum ki;
Bu,
gerçek yolculuğun başlangıcıydı.
Kaçmamakla başlayan,
bulmakla tamamlanacak bir yolculuk.