Bugün,
adımlarım daha temkinliydi.
Dün yaşadığım yabancılaşmanın ardından,
içimde adını koyamadığım
bir his yeşermişti.
Sanki uzun zamandır kayıp olan bir şeyi
—unuttuğum ama hep içimde taşıdığım bir parçayı—hatırlamak üzereydim.
Sokaklar aynıydı.
İnsanlar yine aynı telaşla koşturuyordu.
Kaldırımlar,
vitrinler,
trafik lambaları…
Her şey yerli yerindeydi.
Ama ben farklıydım.
Baktığım her şeyin ardında,
görünmeyen bir anlam arıyordum.
Bir iz,
bir işaret,
bir çağrı…
Bir bank bulup oturdum.
Sırtımı soğuk taşlara dayadım.
Önümden geçen insanları uzun uzun izledim.
Her yüz bir hikâye taşıyordu:
Bazıları gülümsüyordu,
bazıları dalgındı,
bazılarıysa kaygılarından habersiz görünüyordu.
Ama hepsinin ardında gizli bir sessizlik,
taşınan görünmez bir yük vardı.
Sonra kendi hikâyeme döndüm.
Geçmişimin izlerini aradım.
Çocukluk anılarım su yüzüne çıktı.
İlk kez gökyüzüne hayranlıkla baktığım
o sabahı hatırladım.
Avuçlarımda bir yaprağı tutarken
damarlarındaki hayatı hissettiğim zamanı…
İlk defa bir ağacın altında oturup,
“Neden varım?” diye sorduğum o sessiz,
derin anı…
Unuttuğumu sandığım anılar,
içimde bir kapıyı aralıyordu.
Üzeri tozlanmış duygular birer birer uyanıyordu.
İçime bir sıcaklık yayıldı.
Özlemi hatırladım.
Merakı hatırladım.
Korkusuzca soru sormayı,
hayretle bakmayı,
şüphesiz sevmeyi hatırladım.
Belki de kaybolduğum yer uzaklarda değildi.
Belki de asıl yolculuk;
yıldızlara,
uzak diyarlara değil…
İçimde unutulmuş,
terk edilmiş bahçelere bir geri dönüş yolculuğuydu.
Bir çocuğun masumiyetinde,
Bir yaprağın sessizliğinde,
Bir rüzgârın serinliğinde saklıydı
kaybettiğim parçalar.
Ve anladım:
Hatırlamak,
kaybettiklerimi bulmanın ilk adımıydı.
Hatırlamak,
kendimi yeniden tanımanın kapısıydı.
İçimde yankılanan boşluğu doldurmanın sessiz anahtarıydı.
Derinden bir ses fısıldadı içimde:
“Hatırla…
Kim olduğunu, nereden geldiğini,
neyi aradığını…
Hatırla,
çünkü yol ancak hatırlamakla başlar.”
O anda fark ettim.
Bugün, uzun zamandır unuttuğum bir şeyi hatırlamıştım:
Kendimi.
Henüz tam değildi.
Henüz eksikti.
Ama artık izlerini sürmeye başlamıştım.
İçimde kıpırdayan o sıcak his,
Beni bekleyen uzun bir yolculuğun ilk adımıydı.
Ve biliyordum:
Bu izler beni daha derin,
daha gerçek bir arayışa taşıyacaktı.
Bir zamanlar bildiğimi sandığım ama unuttuğum,
İçimde saklı duran hakikate doğru.
Bugün,
adımlarım ağır ama bilinçliydi.
Gökyüzüne bakarken,
Eski bir dostu yeniden görmek gibiydi.
Kendimi bulmaya bir adım daha yaklaştığımı hissettim.
Ve içimden bir fısıltı daha geçti:
“Yol başladı…
Ve artık geri dönüş yok.”





Leave A Comment