Bugün,
dün olduğumdan
çok daha farklı hissettim kendimi.
Daha uzak,
daha yabancıydım.
Kendime,
çevreme,
alışkın olduğum her şeye karşı bir mesafe oluşmuştu.
Tanıdık olan her şey,
şimdi sanki yabancı bir coğrafyaydı.
Aynanın karşısında uzun uzun durdum.
Yansımamı izledim.
O yüz…
Tanıdıktı ama aynı zamanda bambaşka.
Gözlerimde,
gözbebeklerimin derinliklerinde
bir yabancılık kıvılcımı vardı.
Sanki başka birinin yüzüne bakıyor,
bir yabancının gözlerinde kayboluyordum.
Bir adım geri çekildim.
Bedenim buradaydı.
Ama ruhum… Çok uzaklardaydı.
İçimde kendime dair bildiğim her şey parçalanmıştı:
Aidiyet,
tanıdıklık,
güven…
Hepsi kırık dökük duygulara dönüşmüştü.
Kendimi sokağa attım.
Belki kalabalığın içinde kaybolursam
bu yabancılık dağılır diye düşündüm.
İnsanlar yanımdan akıp geçti.
Koşuşturanlar,
alışveriş yapanlar,
kahkaha atanlar…
Her biri kendi dünyasında kaybolmuş gibiydi.
Onların arasında yürüdüm.
Ama bir parçası değildim.
Ne tamamen içindeydim ne de tamamen dışında.
Sadece bir seyirciydim.
Uzakta duran,
izleyen,
anlamaya çalışan bir yabancı.
Sesler uğultuya dönüştü:
İnsan sesleri,
araba kornaları,
ayak sesleri…
Hepsi birbirine karıştı.
Her şey bulanık bir gürültüye dönüşmüştü.
Renkler solmuştu.
Ne gökyüzü maviydi ne yapraklar yeşil.
Her şey bir sisin ardında silikleşmişti.
Zaman ilerliyordu.
Ama ben akışa dahil olamıyordum.
Dünya dönüyordu.
Ama ben dönmüyordum.
“Ben neredeyim?” diye sordum kendime sessizce.
Bu sokak,
bu şehir,
bu insanlar…
Hepsi ne kadar da uzaktı bana.
Adımlarımı hızlandırdım.
Belki yürürsem,
bu his dağılır diye umdum.
Yürüdüm.
Sokaklar,
caddeler,
parklar geçtim.
Ama her adımda yabancılığım daha da derinleşti.
Kaldırımlar,
binalar,
reklam panoları…
Hepsi tanıdık görünüyordu
ama hiçbirine ait hissetmiyordum.
Kendi hayatımda bir yabancıydım.
Kendi hikâyemde bir figüran.
Bir köşe başında durdum.
Derin bir nefes aldım.
Gözlerimi kapattım.
İçimde ince bir fısıltı yükseldi:
“Aradığın şey dışarıda değil…”
Gözlerimi açtım.
Etrafa baktım.
Gerçekten de sorun sokaklarda değildi.
İnsanlarda,
şehirde,
gürültüde değildi.
Yabancılaştığım dünya değilmiş…
Yabancılaştığım, kendimmişim.
Kendimden uzaklaşmıştım.
Kendi içimde kaybolmuştum.
Ve anladım ki arayışım,
bu yabancılığı aşmak için başlamıştı.
Ben,
kendimi arıyordum.
En derin,
en sessiz,
en unutulmuş yerlerimde kaybolmuş olan beni.
Bir zamanlar bildiğimi sandığım
ama artık tanımadığım o özü.
Adımlarımı yavaşlattım.
Kalabalıktan uzaklaştım.
Sokağın sessiz bir köşesine çekildim.
Başımı gökyüzüne kaldırdım.
Bulutlar ağır ağır sürükleniyordu.
Tıpkı düşüncelerim gibi…
Ağır ama kaçınılmaz bir akışın içinde.
İçimden bir söz geçti:
“Kendine dön…”
Ve işte o an,
arayışımın yolunun nereye uzandığını hissettim:
İçime.
Öze.
Aslıma.





Leave A Comment