2. Gün: 2 Kasım

Bugün, dünden farklı bir şeyler yapmak istiyordum.
İçimde dalgalanan
o belirsiz boşluk artık sessiz değildi.
Zihnimin içinde çalkalanan
sorularla daha da belirginleşmişti.

Tıpkı durgun bir suya atılan taş gibi,
her soru yeni bir halka oluşturuyor,
düşüncelerim gitgide derinleşiyordu.

“Ben kimim?” diye sordum kendime.
Sesim çıkmadı,
sadece zihnimde yankılandı.
Boş bir odada yankılanan tek kelime gibi.

Gerçekten kimdim?
Sadece bana verilen bir isim miydim?
Yoksa bir soyadının,
bir okul numarasının,
bir iş kartının ötesinde bir şey miydim?
Bedenimin sınırlarının ardında
daha büyük bir varlık mı gizliydi,
yoksa yalnızca fiziksel görüntümden mi ibarettim?

Pencerenin kenarında oturup
uzun uzun dışarıyı seyrettim.
Gökyüzü griydi,
bulutlar ağır.
Ağaçlar yapraksıdı,
sokak sessiz.
Ama içim öyle değildi.

İçimde görünmeyen fırtınalar kopuyor,
düşüncelerim bir o yana bir bu yana savruluyordu.

“Nereden geldim?” dedim bu kez.
Doğduğum anı hatırlamıyordum.
Bedenim dünyaya gelmişti,
peki ya ruhum?
Onun hikâyesi nerede başlamıştı?

Gerçek başlangıcım doğum muydu,
yoksa çok daha öncesine mi uzanıyordu?

Bana bir kimlik verilmişti:
Bir isim,
bir adres,
bir vatandaşlık numarası…
Ama bütün bu etiketlerin ötesinde kimdim ben?
İsmim ve görünüşüm müydü benliğimin sınırları, yoksa içimde taşıdığım
görünmeyen bir öz müydüm?

“Nereye gidiyorum?”
Bu soru diğerlerinden daha ağırdı.
Zaman akıp gidiyordu.
Saatler,
günler,
mevsimler birbirini kovalıyordu.

Ama ben bu akışta
bir yolcu muydum,
yoksa zamanın sürüklediği bir yaprak mıydım?
Hayat gerçekten bir yol muydu?
Yoksa döngüsel bir rüyadan mı ibaretti?
Her gün aynı yollarda yürüyüp,
aynı boşlukla mı uyanıyordum?

Her sorduğum soru,
ardından başka bir soruyu doğuruyordu.
Bir ipi çektikçe
düğümün çözülmesi gerekirken
daha da sıkışması gibi.

Cevapsızlık yeni sorulara kapı aralıyordu.
Her adımda biraz daha kayboluyor,
biraz daha derine iniyordum.

İçim daraldı.
Sorular zihnimi doldurdu.
Cevapsızlık ruhuma ağır bir yük bindirdi.
Göğsümde görünmez bir taş varmış gibi hissettim.
Nefes almak bile zorlaştı.

Ama pes etmeyecektim.
Bugün kaçmak yoktu.
Kaçmak,
boşluğu büyütmekten başka bir işe yaramıyordu.

Artık yüzleşmeliydim.
Kendi içime atılan ilk adım belki de buydu:

Sormak.
Sormaktan korkmamak.
Cevapsızlığı bir karanlık gibi kabul edip,
o karanlığın içinde yürümek.

Belki de cevaplar hiç yoktu.
Belki yolun kendisi sorulardan örülüydü.
Belki de arayışın kendisi bir varoluş biçimiydi.

O derin sessizlikte bir ses fısıldadı içimde:
“Sormaya devam et… Durma…”

Ben de devam ettim.
Sessizce, sabırla.
İçimde yankılanan yüzlerce, binlerce soruyla.

Henüz neyi aradığımı bilmiyordum.
Henüz hangi yola girdiğimi de.
Ama içimde beliren o derin çağrıya kulak vermeye hazırdım.

Aramaya başlamıştım.
Kendi eksikliğimi,
kendi başlangıcımı,
kendi sonumu…
Ve belki de tüm bunların ötesindeki
adı konulamayan hakikati bulmaya…

Bugünlük bu kadar…
Kalbini biraz dinlendir.
Yarın yeni bir sayfa seni bekliyor.

Bugünün Analizini Dinleyebilirsin