Sumud’un Vicdan ve Hukuk Mücadelesi: İsrail Terörünün Kanlı Yüzü

Hukuk, insana onurunu, güvenliğini ve yaşama hakkını sağlamak için vardır. İnsanlık, adaletin koruyucu kanatları altında huzur bulur. Ancak, İsrail adındaki bu terör yapılanması, hukuk bahçesini kana bulamakta ve insanlığın ortak vicdanını paramparça etmektedir. Dünyanın gözleri önünde işlenen bu vahşet, yalnızca Gazze’nin değil, tüm insanlığın kalbine saplanan paslı bir hançer gibidir. Atılan her kurşun, yalnızca bir bedeni değil; hukuku, adaleti ve insanlığın özünü hedef almaktadır. Bu manzara, tarihin en acı sayfalarına yazılmakta ve geleceğin vicdan muhasebesine miras bırakılmaktadır.

Hukuk, masumları korumak, mazlumun sesini duyurmak ve zalimi durdurmak için vardır. Ancak terörün dili hukuku tanımaz; onun alfabesi kan, gözyaşı ve zorbalıktır. Bir devletin üniforma giymesi, işlediği zulmü asla meşru kılmaz. Eğer bir güç çocukların üzerine bomba yağdırıyor, hastaneleri hedef alıyor, yardım taşıyan gemileri engelliyorsa; o güç bir devlet değil, organize bir terör örgütüdür. Hukukun onurunu ayaklar altına alan bu zulüm, insanlığın alnına kara bir leke gibi kazınmaktadır. Her ihlal, geleceğin hukuk kitaplarında utanç verici bir örnek; insanlığın vicdanında ise silinmez bir yara olarak kalacaktır.

Uluslararası sularda masum teknelere saldırmak, yardım taşıyan gönüllüleri zincire vurmak yalnızca korsanlık değil; insanlığın en aşağılık barbarlığıdır. Silahsız, savunmasız sivillere uygulanan bu şiddet, insanlığın vicdanına vurulan en ağır darbedir. İsrail’in üniformalı tetikçileri dünyaya “asker” diye tanıtılsa da gerçekte onlar, insanlık suçunun canlı failleridir, teröristlerdir. Maske düşmüş, gerçek yüz açığa çıkmıştır: Onlar bir devletin ordusu değil; insanlığın gözyaşını boğan terörün cellatlarıdır. Bu maskeli zulüm, tarihin sayfalarında örgütlü terörün kanlı bir yüzü olarak yer almaktadır. Asker elbisesi giyen her tetikçi, aslında zalimliğin üniformasını taşımaktadır.

Oyuncak taşıyan ellerden, çikolata götüren kalplerden korkan bir zihniyet… Çocukların kahkahalarından bile ürken bir vahşet… Bu korku, onların en derin zayıflığını ortaya koymaktadır. Çünkü bir çocuğun gülüşü, bir tanktan daha güçlüdür. İsrail’in bu korkusu, insanlığın yüz karasıdır; kanla beslenen bu zihniyet, küçücük nefeslerden bile irkilmektedir. Çocuklara duyulan bu korku, kurdukları zulüm düzeninin pamuk ipliğine bağlı olduğunu göstermektedir. Çünkü çocuklar geleceğin umududur; zalimler içinse korkunun en saf aynasıdır.

Anne kucağındaki bebekten, sokakta ekmek kuyruğundaki gence; yardım taşıyan gönüllüden, yaralıyı taşıyan sağlık görevlisine kadar herkese yöneltilmiş namlular… Bu, açık bir terör savaşıdır. İsrail’in attığı her kurşun yalnızca bir bedeni değil; insanlığın vicdanını da hedef almaktadır. Bu savaş askerlerle değil, masumların çığlıklarıyla yazılan kara bir tarihtir. Her saldırı tarihe kara harflerle kazınmakta, adalet terazisinin yükünü artırmakta, vicdanları kanatmaktadır. Masumlara yönelmiş bu saldırılar, insanlık onurunun ayaklar altında ezildiği kanlı bir sahnedir.

Bugün dünya, adaletin değil terörün esiri olmuştur. Amerika ve İsrail; kanla yazılmış ortak bir imzadır. Onlar hukuku değil, yalnızca zulmü, işgali, kanı ve gözyaşını tanır. Adalet sarayları susarken, mazlumun feryadı göklere yükselmektedir. İnsanlık, bu iki terör devletinin açtığı yaralarda kan kaybetmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki her saltanatın bir sonu vardır; zulüm ebedi olamaz. Tarih boyunca nice tiranlar, nice zalim iktidarlar gelip geçmiştir. Hepsinin sonu; yıkılmış saltanatlar, enkaz altında kalan iktidarlar ve nefretle anılan isimler olmuştur. Bugün de aynısı olacaktır: Terörün saltanatı bir gün yıkılacak, adaletin güneşi yeniden doğacaktır.

Artık görmezden gelinemez; artık kulaklar tıkanıp susulamaz. Bu terör devletleri yalnızca şiddet dilinden anlar. İnsanlığın önünde tek bir yol kalmıştır: Direniş, mukavemet ve onurlu bir başkaldırı. Sessiz kalmak, zalimin yanında saf tutmaktır. Bugün hakikatin çığlığı, Filistin’in yanık sokaklarında, Gazze’nin yıkıntıları arasında yankılanmaktadır. Bu çığlık, insanlığın uyanışı için atılmış en güçlü nidadır. Her çığlık bir taş, her feryat bir silah, her gözyaşı bir manifestoya dönüşmüştür. Hakikat, mazlumun dudaklarında yankılanmakta ve insanlığa tek bir gerçeği haykırmaktadır: Adalet olmadan barış, hakikat olmadan huzur olmaz.

Amerika’dan gelen bombalar, İsrail’in ellerinde masum çocuklara yöneliyor. Görünürde devlet, gerçekte ise organize bir örgüt… Bu silahların ardında yalnızca bir ordu değil; kan ticareti yapan küresel çıkar odakları bulunmaktadır. Silah fabrikalarının dumanı, çocukların mezar taşlarına gölge düşürmektedir. Dünya bu zinciri görmezden geldikçe kan dökülecek, mazlumların gözyaşı kurumayacaktır. Bu zincirin adı: küresel çıkar, küresel zulüm. Bu zinciri kırmak ise insanlığın omuzlarında duran kutsal bir görevdir. Çünkü bugün Gazze’de patlayan her bomba, yarın başka bir masum coğrafyada infilak edecektir. Silahların ardındaki gizli elleri görmek, gerçeği kavramanın ilk adımıdır.

Silahsız yürüyen cesur yürekler hâlâ var. Ve onların adımları, tankların gürültüsünden daha büyük yankılar bırakıyor. Global Sumud Filosu bunun en canlı kanıtıdır. 46 ülkeden 497 vicdan, Gazze’ye umut taşımak için yola çıktı. Şu an itibariyle (08:14, 2 Ekim 2025, Perşembe) 45 gemiden 15’i hâlâ yolda; 300’ü aşkın aktivist tutuklandı ve İsrail’e götürüldü. Bu kişilerden 29’u Türk vatandaşı. Bu yolculuk yalnızca mama ve ilaç taşımıyor; insanlığın vicdanını, onurunu ve inancını da taşıyor. Bu direniş, insanlığın en sessiz ama en gür yankısıdır. Çünkü silahların gücü geçicidir; vicdanın gücü ise sonsuzdur.

Unutulmamalıdır: Zulüm sonsuza kadar süremez. Kanla kurulan hiçbir saltanat baki kalamaz. Bugün toprağa düşen her masum can, yarının direniş filizi olarak yeniden doğacaktır. Ve nihayetinde zafer; kanlı teröre değil, insanlığın onurlu direnişine ve Sumud’un sarsılmaz yürüyüşüne ait olacaktır. Bu yürüyüş, tarihe adaletin en görkemli izlerini bırakacaktır.

Bu metin, insanlığın kanayan yarasına tutulmuş bir aynadır. Hukukun onurunu ayaklar altına alanlara karşı yazılmış bir vicdan belgesidir. Ve son söz tek cümlede özetlenebilir: Zulüm payidar olamaz; er geç insanlığın onurlu direnişi galip gelecektir.

Muhammed KURTCEPHE
2 Ekim 2025 Perşembe