İzlerin Peşinde: Bir Çiçek
Bir sabah,
şehir gürültüsünün henüz uyanmadığı bir vakitte,
aydınlıkla gölgenin arasındaki sessizlikte yürüyordum.
Çimenlerin arasında,
hiç dikkat çekmeyen küçük bir çiçeğe ilişti gözüm.
Ne bir serginin parçasıydı,
ne de göz alıcı bir renge sahipti.
Ne göz kamaştırıyor,
ne kokusuyla baş döndürüyordu.
Ama oradaydı;
sessiz,
sakin,
sabırlı,
ve vazgeçmemiş.
Toprağın çatlağından çıkmış,
taşların arasından yükselmiş,
karanlığın içinden
bir ışığın ardından sürünerek,
tutunarak,
direnerek
göğe doğru uzanmıştı.
İnce gövdesiyle rüzgâra yaslanıyor,
rüzgârın yönüne eğiliyor,
ışığın peşinden gidiyordu.
Ne şikâyet ediyor,
ne de arzuluyordu.
Varlığıyla yetiniyor,
her sabah yeniden doğuyor gibiydi.
Ve o an fark ettim:
Bu narin canlı,
sadece bir güzelliğin değil,
derin bir hikâyenin taşıyıcısıydı.
Köklerinde direniş,
dalında tevazu,
yapraklarında sabır,
tomurcuğunda umut,
ve ucunda
insanı susturacak kadar derin bir teslimiyet vardı.
Ne konuşuyor,
ne de ses çıkarıyordu.
Ama duruşuyla,
bir mevsimi değil,
bir ömrü anlatıyordu.
Ne bir alkış bekliyordu,
ne de bir övgü.
Hiç kimse ona bakmadan geçebilirdi.
Ama o, vazgeçmiyordu.
Çünkü açmak,
onun doğasında vardı.
Var olmak, onun için açmaktı.
Ve düşündüm:
Bir çiçek bile
bu kadar sessiz,
bu kadar derinden yaşarken,
ben neden bu kadar gürültüyle,
bu kadar aceleyle,
bu kadar onay arayarak yaşıyordum?
O çiçeğin içinde,
bir dua gibi yükselen
sessiz bir azim vardı.
Kendini göstermeyen bir kudret,
görünmeyen ama hissedilen bir iman…
Bir gün değil,
bir an bile vazgeçmemişti büyümekten.
Kırılmamıştı rüzgârda,
üşümemişti çiyde,
toprağın karanlığına küsmemişti.
İşte bu yüzden,
her çiçek,
Tanrı’nın
dünyaya her sabah yazdığı
yeni bir şiirdir.
Her tomurcuk,
bir susuşun anlamlı açılımı,
her renk,
sessiz bir şükrün incelikli ifadesidir.
Ve bazen,
hakikat,
bir çiçeğin ucundaki çiğ tanesinde,
solgun bir yaprakta,
kırılmış bir dalda gizlidir.
O sabah,
hiç konuşmadan,
bir çiçekten çok şey öğrendim:
Beklemeyi,
kendi mevsimini anlamayı,
çabasız olgunlaşmayı,
ve zaman geldiğinde
kimseye haber vermeden açmaktan vazgeçmemeyi…
Çünkü bazen,
bir çiçek gibi yaşamak gerekir.
Konuşmadan,
beklemeden,
onay almadan,
hatta görülmeden bile…
Sadece açmak.
Sadece olmak.
Sadece yaşamak.
Ve belki de
her hakiki varlık gibi,
çiçek de
gürültüye değil,
sessizliğe yazar
kendi hikâyesini.





Leave A Comment