SUMUD FİLOSU

“FİLİSTİN’İN SEBAT FELSEFESİ VE KÜRESEL DAYANIŞMANIN YELKENLERİ”

Filistin… Asırların yükünü omuzlarında taşıyan, işgalin acısını, sürgünün yorgunluğunu ve ablukanın ağırlığını yaşayan kadim toprak. Bu topraklarda bir kelime, bir dua gibi yükselir: “Sumud”. Sözlükte sabırdır, sebat etmektir, dimdik durmaktır. Ama Filistin’in bağrında, bu kelime bir yaşam felsefesine, bir kimlik bayrağına ve bir direniş marşına dönüşmüştür.

Sumud, sadece bir bireyin değil; bütün bir halkın ruhunu taşır. Zeytin ağaçlarının köklerinde, Mescid-i Aksâ’nın taşlarında, Gazze’nin yıkıntılarında, Nasıra’nın çocuk seslerinde hep aynı yankı vardır: “Biz buradayız, buradan gitmeyeceğiz.”

Bu satırlar, sumud kavramının doğuşundan günümüzde küresel denizlere açılan “Sumud Filosu”na kadar uzanan yolculuğunu anlatır.

“Sumud” (صُمود) kelimesi Arapça (صمد) kökünden gelir; sebat, direnç, kararlılık, dik durma, boyun eğmeme ve köklerinden kopmamayı ifade eder.  Kur’an’da birebir geçmese de sabır, sebat ve ribat kavramlarının kardeşidir. Âl-i İmrân suresinde geçen şu ayet, sumud’un özünü yansıtır:

“Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin; (cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah’tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.” (Âl-i İmrân, 200)

1967 Altı Gün Savaşı’ndan sonra işgalin genişlemesiyle, Filistin halkı için temel bir soru doğdu: “Gitmek mi, kalmak mı?” İşte bu soruya verilen cevap sumud oldu: Kalmak, toprağı terk etmemek, köklerden kopmamak.

1970’lerde Yaser Arafat, sumud’u halkı bir arada tutan bir strateji olarak sahiplendi. Ona göre sumud, silahlı mücadelenin kardeşiydi. Bu dönemde kurulan Sumud Yardım Fonu, yalnızca sembolik bir yardım girişimi değil; halkın köklerine tutunmasını sağlayan kapsamlı bir dayanışma mekanizmasıydı. Fon aracılığıyla çiftçilere tohum ve tarım desteği verildi, işçilere ekmek ve temel ihtiyaç maddeleri ulaştırıldı, öğrenciler için kalem, defter ve burs imkânı sağlandı. Aynı zamanda küçük esnafa kredi desteği sunularak köy ve kasabaların ekonomik çarklarının dönmesi sağlandı. Bu program, işgalin söküp atmak istediği köklerin yeniden filizlenmesine imkân verdi. Böylece her evin ocağında, her tarlanın başında direniş yeniden hayat buldu.

Müzik de bu ruhu besledi. George Totari ve Kofia grubu, İsveç’in soğuk sokaklarında Filistin’in ateşini dile getirdi. “Leve Palestina” marşı, ezgilerle taşınan bir direniş manifestosu oldu. Louis Brehony’nin ifadesiyle: “Sumud yalnızca bir politika değil, ezginin ritmine sinmiş bir halk iradesidir.”

Filistinli için toprak, yalnızca bir arazi parçası değil; kimliğin, hatıranın, hatta ibadetin kendisidir. Zeytin ağacının kökleri, kuşakların duasıyla yoğrulmuş birer şahit gibidir. Bir kök söküldüğünde, aslında bir hafıza parçalanır. Bu yüzden Filistinli çiftçi, toprağa attığı her tohumla sadece ekin değil, varoluşunun nişanesini eker. Bu bağlılık, sumud’un en derin ve en canlı damarını oluşturur.

Sumud, kültürün nabzında da atar. Nekbe’nin acısı şiir dizelerine, Nekse’nin hüznü ağıtlara, İntifadaların coşkusu dabke adımlarına siner. Rim Banna’nın türkülerinde, George Totari’nin şarkılarında, Naci el-Ali’nin yarattığı Hanzala karakterinde aynı ruh dolaşır: Unutma, unutturma. Hanzala, yüzünü arkaya dönmüş, ellerini arkasında kenetlemiş küçük bir çocuk olarak Filistin’in mazlumiyetini ve aynı zamanda onurunu temsil eder. Karikatürist Naci el-Ali, bu karakter aracılığıyla hem kendi halkının sebatını hem de dünyanın sessizliğini hicvetmiştir. Filistinli sanatçılar, kalemiyle, fırçasıyla, melodisiyle, tarihin en karanlık anlarında bile umut ateşini diri tutar. Kültürel sumud, işte bu hafızanın ve inancın sönmeyen meşalesidir.

Bir annenin sabah evladını okula uğurlaması, bir babanın sabah namazıyla güne başlaması, bir gencin tarlasına gidip sabanını toprağa vurması… Hepsi dışarıdan bakıldığında sıradan görünebilir. Ama işgalin gölgesinde bu eylemler, en güçlü direnişin sembollerine dönüşür. Çünkü normal hayatı sürdürmek, yasaklara ve baskılara rağmen kök salmak demektir. Günlük hayatın her hareketinde sumud’un sessiz ama sarsılmaz haykırışı vardır.

Filistin’de sumud, aile içinde kuşaktan kuşağa taşınır. Büyükanneler, torunlarının başında eski köylerin hikâyelerini anlatırken, aslında kimliğin haritasını çizerler. Anneler, ninnilere direnişin nakaratını katar. Çocuklar, oyun oynarken bile zeytin ağacını siper, Hanzala’yı arkadaş bilir. Böylece sumud, yalnızca bireylerin değil, tüm nesillerin ortak mirası hâline gelir. Her aile, bu kutsal mirası kalpten kalbe, kuşaktan kuşağa bir emanet gibi aktarır.

Gazze, 2007’den beri ağır bir abluka altında. Buna rağmen halk göç etmiyor, bombardımanların ardından şehirlerini yeniden inşa ediyor. Mum ışığında ders çalışan çocuklar, yıkıntılar arasında ekmek fırını kuran işçiler, sumud’un günlük tezahürleridir.

Batı Şeria’da çiftçiler, yerleşimlerin gölgesinde bile topraklarını sürüyor. Kudüs’te pazarlar, işgalin baskısına rağmen ayakta duruyor.

Yeni kuşaklar ise sumud’u dijital alana taşıdı. Sosyal medyada paylaşılan videolar, çizimler, rap şarkıları… Hepsi birer dijital sumud örneği. Bu sayede Filistin’in sesi sınırları aşarak küresel vicdana ulaşıyor.

2025’te sivil toplum öncülüğünde doğan Sumud Filosu, Gazze’ye insani yardım ulaştırmak ve ablukayı kırmak için yola çıktı. İsmini, Filistin’in direniş kavramından aldı. Bu filo, sadece denizde süzülen gemiler değil; küresel vicdana gönderilen bir çağrıdır.

Mavi Marmara ile 2010’da başlayan deniz direnişi, tüm dünyanın gözünü Gazze ablukasına çevirmişti. Türkiye merkezli bir sivil girişim olarak yola çıkan Mavi Marmara, insani yardım malzemeleri taşırken uluslararası sularda İsrail donanmasının saldırısına uğradı; on aktivist hayatını kaybetti, onlarcası yaralandı. Bu olay, uluslararası hukukun ihlali olarak tarihe geçti ve dünya kamuoyunda büyük bir infial oluşturdu. Mavi Marmara hem sivil cesaretin hem de Filistin’e duyulan küresel dayanışmanın sembolü oldu. 2025’te Sumud Filosu, bu mirası devralarak deniz direnişini yeni bir aşamaya taşıdı. Böylece uluslararası toplumun sessizliğine karşı sivil aktörlerin yükselen sesi bir kez daha yankılandı.

Sumud Filosu, İsrail’in yasa dışı ablukasını kırmak için düzenlenen en büyük deniz misyonunun bir parçası olarak, 44 ülkeden delegasyonlar Gazze’ye yelken açma taahhüdünde bulunduğunu açıkladı: Almanya, Fas, İtalya, Pakistan, Amerika Birleşik Devletleri, Filipinler, Katar, Polonya, Avustralya, Finlandiya, Kolombiya, Sri Lanka, Avusturya, Fransa, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Güney Afrika, Libya, Tayland, Bangladeş, Hollanda, Lüksemburg, Tunus, Belçika, İngiltere, Malezya, Türkiye, Brezilya, İrlanda, Maldivler, Ürdün, Cezayir, İspanya, Meksika, Umman, Danimarka, İsveç, Norveç, Yeni Zelanda, Endonezya, İsviçre, Yunanistan.

Sumud Filosunun Amaç ve Hedefleri:

  • Gazze’ye doğrudan insani yardım ulaştırmak
  • Ablukanın uluslararası hukuka aykırılığını dünya kamuoyuna göstermek
  • Sumud’un direniş ruhunu küresel dayanışmayla buluşturmak

İsrail yönetimi filoya sert açıklamalarla karşı çıktı. Ancak Greta Thunberg, Jane Fonda, Susan Sarandon, Liam Cunningham ve Mandla Mandela gibi isimler desteğini açıkladı. Böylece filo, yalnızca denizlerde değil, dünya medyasında da yankı buldu.

Sumud Filosu, uluslararası ilişkilerde sivil toplumun alternatif diplomasi aracı olarak görülmektedir. Devletlerin sessiz kaldığı bu günlerde, vicdan gemileri sözü devralmıştır.

Sumud, bir kelimeden çok daha fazlasıdır: Bir halkın nefesi, bir annenin gözyaşı, bir çocuğun kahkahasıdır. Filistin’de kök salmış bu felsefe, bugün denizlere yelken açarak dünyaya ulaşmıştır. Sumud Filosu, Filistin’in direniş ruhunu küresel vicdana taşımaktadır.

Gelecek belirsizdir, ama kesin olan şudur: Sumud yaşadıkça Filistin’in sesi susmayacak. Çünkü sumud, Allah’ın emaneti gibi nesilden nesile taşınan kutsal bir mirastır. Zeytin ağaçlarının köklerinde, Gazze’nin limanında, dünya denizlerinde hep aynı haykırış duyulacaktır: “Biz buradayız ve gitmeyeceğiz.”