37 Gün: 7 Aralık

Uyanış: Fıtratı Sezmek

Bir akşamüstü,
gökyüzü kızılın bin tonunda yanarken,
sessizlik,
bir duvar gibi örülüyordu etrafa.

İçimden bir yere,
sessiz ama güçlü bir çağrı geldi.
Bu çağrı bir sese benzemezdi;
daha çok,
bir yön duygusu,
bir çekim,
bir hatırlayış gibiydi.

Sanki ruhum,
uzun zamandır dönmediği
ama hep ait olduğu bir merkeze
harekete geçerek yöneliyordu.

Gözlerimi kapadım.
Ama dış dünyayı değil
içimin en uzak,
en unutulmuş köşelerini görmek için.

Bir fısıltı gibi geldi içimden:
“Sen,
Yaradan’dan geldin ve dönmek için yaratıldın.”

Bu söz,
bilgiyle değil,
kabulle de değil;
bir sezgiyle yerleşti içime.

Ve o anda anladım:
Fıtrat,
insanın kendisine bile unuttuğu
ama derinlerde taşıdığı
bir yöneliş kodudur.

Bir gül gibi
farkında olmadan hep güneşe dönen…
Bir nehir gibi
kaynağını ararcasına okyanusa akan…

İnsan da
her hâliyle,
her arayışıyla,
Yaradan’a yönelir.

Ben de öyleydim.
Bir cümle kurmadan,
bir dua etmeden bile,
sadece kalbimden çıkan o hissedişle anladım:
Ben,
kaynağımı özlemişim.

Yaratılmış olmak,
yalnızca bir varlık biçimi değil;
aynı zamanda bir bağ taşımaktır.

Bu bağ,
ne gözle görülür,
ne elle tutulur.
Ama hissedildiğinde,
köklerinden içeriye yayılan
bir titreme olur.

O gün,
hiçbir kitap açmadım,
hiçbir fikre tutunmadım.

Sadece,
sessizce,
kendimin akışına
kendimi bıraktım.

Ve o akışta
bir teslimiyet doğdu.
Ama bu teslimiyet,
zayıflıktan değil;
bir güven
ve iç barışla geldi.

Bu,
boyun eğmek değildi;
boyun eğmenin ötesindeki huzura razı olmaktı.

Kendimi Yaradan’a yakın hissettim.
Ama bu yakınlık,
ne bir talebin,
ne bir isteğin,
ne de bir korkunun yakınlığıydı.

Bu,
salt varoluşun,
kendi sadeliğiyle kurduğu
derin bir bağdı.

İçimde bir sessizlik vardı
ama bu sessizlik bir boşluk değil,
bir köklenmeydi.

Derin,
sarsılmaz,
şekilsiz bir şekilde
ruhumun,
kaynağını yeniden tanıdığı bir köklenme…

İnsan,
kendine döndüğünde,
aslında Yaradan’a döner.

Çünkü fıtrat,
bir yön değil;
bizzat yöneliştir.
Sapmaz, şaşmaz
sadece bazen
kulak verilmediğinde
sessizliğe gömülür.

Ve işte o akşamüstü,
gökyüzü
mor ve kızılın tüm tonlarında yanarken,
benim içimde de
bir yön beliriyordu.

Sözsüz,
şekilsiz
ama her şeyden daha net.

Ne zaman başladığını bilmediğim
ama asla bitmeyecek bir çağrının
içindeydim.

Bir an gelir,
insan sessizleşir.
Kelimeler yetmez.
Sorular durur.
Ve içinden bir ses yükselir:

“Sen hep O’na yürüyordun,
sadece yolu zaman zaman unuttun.”

Fıtrat,
bir yön değil,
hiç durmayan ama sessizce süren
bir yöneliştir.