28. Gün: 28 Kasım

Sessizlikte Ses: Cesaret

Korkunun gölgesinden geçerken,
içimde bir his doğdu:
bilinmeyene rağmen,
bilinemeyene doğru
adım atma arzusu.

O adım,
benliğimin sınırlarını zorlayan,
düşüncelerin ötesine uzanan,
belirsizlikle çevrili
ve tam da bu yüzden
içimde yankı bulan bir çağrıydı.
Titreyen adımlarım
geri değil,
ileriye doğru atılmak istiyordu.
Çünkü artık biliyordum:
İçimde bir ses vardı;
beni geriye değil,
özgürlüğe çağıran,
korkunun perdesini aralayarak
beni özümle buluşturan bir ses.

Korkuya rağmen atılan adım,
bir çığlık değil;
sessizliğin içinden geçen
ilahi bir dokunuş gibidir.

O an,
dış dünya susmuştu.
Sesler çekilmiş,
gürültü yerini duruluğa bırakmıştı.
Zihin artık sorgulamıyor,
kalp artık tereddüt etmiyordu.

İçimde bir açıklık,
bir hafiflik,
bir akış başlamıştı.
Yıllardır sıkışıp kalan
tüm sorular,
cevapsızlıklarıyla birlikte
kendiliğinden akıyordu.

Bir adım,
belki küçüktü
ama ardında büyük bir niyet,
uzun bir arayış
ve bir teslimiyetin ağırbaşlı kararı vardı.

Ve ben o adımı attım.
Bedenimde bir titreşim,
ruhumda bir sükûnet,
kalbimde ferahlık yayıldı.

Bir kapı aralandı.
İçeride beni,
hiç tanımadığım ama hep bildiğim
bir ben karşıladı.

İçimde biriken tüm sorular,
susuşlar, sancılar
bu tek adımda çözülmeye başladı.

Cesaret,
her zaman kükremez.
Bazen,
yalnızca sessizce yürümektir.
Bilinmeyene bakmak
ama onun içinde bir güven duymaktır.

Ve ben yürümeye başladım.
Ne olacağını bilmeden
ama olması gerektiğini hissederek.

Çünkü bazen,
bilmek değil,
inanmak gerekir.
Ve inanç,
çoğu zaman bilgiden daha net,
daha kararlıdır.

Her adımda
kendime biraz daha yaklaşıyor,
biraz daha hafifliyor,
daha çok duyuyor,
ve daha çok oluyordum.

Yol hâlâ sisliydi
ama içimde
artık aydınlığa açılan bir pencere vardı.

O pencere
dışarıya değil,
içeride parlayan sonsuzluğa açılıyordu.

Çünkü cesaret,
ışıkla değil,
sisle başlar.
Bir şeyi bilmeden
ama onu hissederek…
Bir sesi duymadan,
ama ona yönelerek atılan
ilk adımdır.

Ve bu adım,
varlığın en derin katmanlarını
harekete geçiren bir iradeye dönüşür.

Yürüyüşüm artık,
benliğimi aşan,
hakikate doğru açılan bir dirilişe dönüştü.

Korkudan hafiflemeye,
sorgudan teslimiyete,
suskunluktan dirilişe
uzanan bir yoldayım artık.

Bu yol,
bir sonuç değil;
bir dönüşüm alanı,
bir geçiş mekânı,
bir arınma eşiği.

Ve biliyorum:
Cesaret,
yalnızca yürümek değil;
kendi merkezine,
kendi varlığına doğru
kalpten bir yöneliştir.

Bu yöneliş,
her gün yeniden doğar.
Çünkü cesaret,
bir an değil;
bir sürekliliktir.

O yürüyüş,
sonsuzluğa uzanan
yalnız ama dolu bir yoldur.

İlk adım karanlıkta atılsa da
o adım,
karanlığı içeriden delen bir ışıktır.

Ve şimdi o ışık,
bende yanıyor.
Bu yanış,
sessiz, sakin
ama sonsuz bir şükür gibi
kalbimde parlıyor.

Bu şükür,
bir sonuca değil;
bir niyete…
Bir cevaba değil;
bir duaya…
Bir çıkışa değil;
bir kavuşmaya aittir.

Ve ben biliyorum:
Bu yürüyüş,
geri dönülemez hâle gelmiştir.
Çünkü atılan her adım,
yalnızca ileriye değil
öze taşır.