Eğitimde Bir Tırnak Makasının Bıraktığı İz
Şiddetten Şefkate Uzanan Bir Dersin Hikâyesi
Bazı nesneler, zamanla kullanıldıkları amacın ötesine geçerek bir dönemin sessiz tanığına dönüşür. Benim için basit bir tırnak makası, bir travmanın sembolü, bir eğitim anlayışının eleştirisi ve affetmenin başlangıcı oldu. O küçük metal parça, bir çocuğun kalbine kazınan bir anı, bir acı ve sonunda bir olgunluk dersine dönüştü. Bu satırlarda, o anın içimde bıraktığı yankıyı, eğitimde şiddetin görünmez izlerini ve affetmenin dönüştürücü gücünü anlatmak istiyorum.
İlkokulun ilk haftasıydı, ikinci sınıf öğrencisiydim. Tebeşirin kokusu, yeni açılmış defterlerin tertemiz sayfaları, cilalı sıraların güneşle parlayan yüzeyi… Hepsi bir araya gelince, çocuk kalbinde bir bayram havası estiriyordu. Bahçede yankılanan kahkahalar, zillerin ritmik sesi, paylaşılan bir parça bastık ya da elma… Hepsi çocukluğun en saf mutluluğuydu. Kalabalık sıralar bile dostluğun, paylaşmanın simgesiydi. O yıllarda her şey küçük ama kalpler büyük, dünyamız dardı ama sevgimiz genişti. O sıcaklık, birazdan yaşanacak soğuk bir anın zeminini hazırlıyordu.
O gün öğretmenimin elinde kitap değil, bir tırnak makası vardı. Neden orada olduğunu bilmiyordum ama o metal parçası, birkaç saniye içinde hayatımın en derin izine dönüşecekti.
Okuma sırası bana gelmeden önce kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Herkesi tek tek dinliyor, sıra bana geldiğinde en güzel okuyan öğrenci olacağımı düşünüyordum. Sayfadaki kelimeleri ezberlemiş gibiydim; nefesimi ayarlıyor, içimden defalarca prova yapıyordum. O an, öğretmenimin “sıra sende” deyişini beklerken içimde tatlı bir gurur, çocukça bir sevinç vardı.
Okuma sırası bana geldiğinde tüm dikkatimle harfleri birleştiriyor, kelimeleri heyecanla okuyordum. Bir kelimede hata yaptım. O anda tırnak makası başıma sertçe indi.
Metalin soğukluğu alnımdan kalbime kadar yayıldı. Sınıfta sessizlik oldu. O sessizlik, bir çocuğun yüreğinde yıllarca yankılanacak cinstendi. Gözlerim doldu, satırlar birbirine karıştı. Öğretmen tekrar okumamı istedi ama kelimeleri seçemiyordum. Gözyaşlarım harfleri silmişti. Her yeni darbe, içimde acının ve korkunun hissi ile yeni bir kırılma oluşturdu.
Arkadaşlarımın yüzlerinde de aynı korku vardı. Kimse nefes almaya cesaret edemedi. Kimi başını öne eğdi, kimi dudaklarını ısırarak ağlamamak için kendini tuttu. O an sadece ben değil, tüm sınıf korkunun soğuk nefesini hissetti. O olay hepimizin hafızasına kazındı; biz o gün bir kelimenin hatasından değil, bir yetişkinin öfkesinden nasıl ürküleceğini öğrendik.
Yıllar geçti. Ne o sınıf kaldı ne o tahta ne o öğretmen. Ama ben her tırnak makası gördüğümde, içimde aynı sızı uyanıyor. Alnımda o anın izi yok ama zihnimde hâlâ var. Bazen bir nesne, bir insanın hafızasında kitaplardan daha kalıcı bir yer edinir. Tırnak makası benim için bir çocukluk travmasının sessiz sembolüne dönüştü. Fiziksel acı geçer ama ruhun aldığı yara kalır. Bir darbeyle dokunulan yer sadece ten değil, kalptir.
İlkokulda başlayan bu dayak hikâyeleri, ortaokul ve lise yıllarımızda da farklı biçimlerde sürdü. Küçük yaşta tek tek yaşadığımız bireysel cezalar, büyüdükçe sıra dayağına dönüştü. Öğretmenlerimiz ellerindeki sopayı sıraların üzerinde gezdirirken tahta çatırdar, biz nefesimizi tutardık. Her darbe tahtaya değil, yüreğimize inerdi. Kimimiz dizlerini sıkar, kimimiz gözlerini kapatır, kimimiz dua ederdi. Acıdan çok, bekleyişin sessizliği yakardı içimizi. O sesler hâlâ kulaklarımda. Tahta kırılır, hava ağırlaşır, utanç sessizliğe karışırdı.
Kızgınım, evet. Ama dargın değilim. Zamanla anladım ki o öğretmen de sevgiyi, sabrı ve eğitimi belki hiç sevgiyle öğrenememişti. Bildiğini uygulamıştı ama kalbin değil, korkunun yolunu seçmişti. Belki o da yıllar sonra bir tırnak makasını eline aldığında içinden bir sızı geçmişti. Ben hakkımı tüm öğretmenlerime helal ediyorum. Öfke geçmişi büyütür, affetmekse insanı. Affetmek unutmak değildir; affetmek, acının içinden geçip olgunlaşmaktır.
Biz dayağın eğitim, sessizliğin edep sayıldığı yıllarda büyüdük. Defterlerimize sadece harfler değil, sabır da yazıldı. Ama içimizde bir şey hiç eksilmedi: Merhamet. Annelerimizin sevgisi, paylaşılan ekmek, dostluk, bize acıdan bile bir ders çıkarmayı öğretti. Öğretmenimin hatası, bende şefkatin ne kadar kıymetli olduğunu öğreten bir derse dönüştü. Ne yapılmaması gerektiğini görerek öğrendim. Şiddetin değil, kalbin eğittiği bir dünyayı hayal ettim.
Sevgili genç okur, biz o günleri unutmadık; sadece sessizce içimize gömdük. Bizim kafamızda tırnak makasının izi, ellerimizde tahta cetvellerin morartısı varken, senin elinde kalem var. Bizim öğretmenlerimizin elinde ceza aracı vardı, seninkilerin elinde kitap. Unutma: Eğitim korkuyla değil, kalple verilir. Harflerin ardında bir kalp varsa, insan orada gerçekten öğrenir.
Bir çocuğun alnına dokunacaksan, elin ya yara bırakır ya şefkat. Hangisini bıraktığını yıllar sonra o çocuk hatırlayacak. Sen, o acıyı değil, şefkati hatırlatan öğretmen ol.




Leave A Comment