Sessizlikte Ses: Gökyüzü
Bir gece,
sessizliğin en derin vaktinde
başımı kaldırdım.
Gökyüzü oradaydı.
Hep oradaydı.
Ama bu kez,
ona sadece bakmıyor,
onunla bakışıyordum.
Gözlerim yalnızca yıldızları değil,
kalbimin derinliklerini de izliyordu.
O an,
sanki bir çift gözle değil,
bir çift varlıkla
göz göze geldim.
Gökyüzü sadece yukarıda değildi;
içimde açılan engin bir ufuktu.
Bir boşluk değil,
bir sonsuzluktu.
Ve o sonsuzluk,
yalnızca büyüklüğüyle değil,
beni içine alan sessiz çağrısıyla
beni sarstı.
Yıldızlar,
bir matematik hesabı ya da
bir fiziksel koordinat değildi artık.
Onlar,
zamandan kopmuş,
ışığıyla geçmişin fısıltısını
bugüne taşıyan kozmik hatıralardı.
Bir yıldız,
bin yıl önce sönmüş olabilir
ama ışığı hâlâ bana ulaşıyordu.
Bu düşünce içimi ürpertti.
Çünkü fark ettim:
İnsan da bazen,
çoktan yitirdiği bir hissi
şimdi yaşıyor sanabiliyor.
Zaman,
bazen gecikmiş bir ışıktır.
Ve fark ediş,
ışığın değil,
karanlığın içinde doğar.
Gökyüzü,
bana zamanı, mekânı,
varoluşu ve hiçliği
aynı anda düşündürdü.
Sonsuzluk,
benim küçüklüğümü değil,
kendi içinde eriyen bir benlik fikrini getirdi.
Bakarken sustum.
Ama bu suskunluk,
acizlikten değil;
hayranlığın getirdiği
derin bir durgunluktu.
Gözlerimle değil sadece;
kalbimle,
zihnimle,
varlığımın tüm katmanlarıyla baktım.
Ve o sonsuzluk,
bana bir küçüklük hissi değil,
aitlik duygusu fısıldadı.
Ben bu göğün altına değil sadece,
bu göğün içine de yazılmıştım.
Gökyüzü,
bir kitap gibiydi:
sessiz ama okunan,
uzak ama tanıdık,
belirsiz ama güven veren.
Her sayfası bir yıldızdı.
Her yıldız,
bir dua gibi dizilmişti.
Göğe bakarken,
zamanın akışı yavaşladı.
Sanki bütün âlem
bir tek âna toplandı.
Ve o ânın içinde,
kendime bir pencere açtım.
Bir noktada artık göğe bakmıyor,
onunla açılıyordum.
Ben ona değil,
o bana bakıyordu sanki.
Bu bir göz göze gelmek değil,
birbirimizi içine almak gibiydi.
Gökyüzü yargılamıyordu.
Ne geçmişimi soruyor,
ne geleceğimi kurcalıyordu.
Sadece oradaydı.
Ve ben de sadece oradaydım.
Ve o an anladım:
Gökyüzüne bakmak,
insanın kendini ararken
başını kaldırma biçimidir.
Çünkü kim gözünü göğe çevirirse,
köklerini değil,
kanatlarını hatırlar.
Kim gökyüzünü dinlerse,
içindeki en eski duayı
yeniden duyar.
Gökyüzü,
insanın içindeki en geniş alanla konuşur.
Ve o konuşma,
sessizlikte en derin yankısını bırakır.
Ben de o gece,
kelimelere değil,
yıldızlara tutundum.
Çünkü yıldızlar,
söylenmemiş duaların
ışıktan cevabıdır.





Leave A Comment