21. Gün: 21 Kasım

Yanlış Yollar: Çöküş

Uzun bir yolculuktu.
Bir yanım arıyor,
bir yanım inkâr ediyordu.
Eksik olduğumu biliyor,
tamamlanmayı umuyordum.

Bilgiyi aradım,
eğlenceye sığındım,
başarıya tırmandım,
aşka tutundum,
dostlukta gölgelenmeye çalıştım,
serveti büyüttüm.

Her biri,
içimdeki boşluğu doldurur sandım.
“Sen busun” diyen dış seslere inandım.
Ama içimdeki sessizlik,
her yankıda biraz daha büyüyordu.

Bilgiye güvendim.
Bildikçe güçleneceğimi,
anlamın zihinsel katmanlarda gizli olduğunu düşündüm.
Ama her kavram,
her kuram,
her teori
sadece yeni sorular doğurdu.

Bilgi beni aydınlatmadı;
bilmediklerimin karanlığında,
bir başıma bıraktı.

Eğlence bir kaçıştı.
Ritmin,
sesin,
kalabalığın içinde
gülmeye çalıştım.
Ama o gülüşler,
ruhumun perdesinden geçmeyen,
yüzümde asılı kalan kırılgan maskelere dönüştü.

Başarı,
bana değer kazandıracaktı
öyle sandım.
Unvanlar,
belgeler,
sahneler…
Ama her alkış,
içimde bir yalnızlığı yankıladı.

Zirveye çıktığımda,
aşağıda kimse kalmamıştı.
Kürsüde dik dururken,
içimde eğilen bir benle yüzleşiyordum.

Aşka sığındım.
Bir kalpte kendimi bulurum sandım.
Ama aradığım kalp,
kendimle yüzleşmeye hazır olmayan bir benlikti.
Yakınlık kırgınlık doğurdu,
sevgi bana ayna tuttu
ve yansıyanı çoğu zaman sevmedim.

Dostluklara tutundum.
Paylaşmak,
bölüşmek,
kalbin sıcaklığına temas etmek istedim.
Ama çoğu zaman sözlerin yerini suskunluk,
birlikteliğin yerini meşguliyet aldı.
Bir dostun omzunu ararken,
kalabalığın ortasında kendime bile temas edemedim.

Servet inşa ettim.
Güvenliği,
sağlam duvarlarda,
şık koltuklarda,
parlak ekranlarda aradım.
Ama evler sessizdi,
cihazlar soğuk,
ve hiçbir yatırım
kalbimi ısıtacak kadar içten değildi.

Sonunda durdum.
Tüm geçmişimi önüme serdim:
Satır satır bilgi,
satır arası boşluklar,
fotoğraflar, belgeler,
hediyeler,
yarım kalmış cümleler…
Her şey elimdeydi
ama içimde hiçbir şey tamam değildi.

Ve büyük bir sessizlikte
şu cümle yankılandı içimde:
“Hiçbiri kalbimi doldurmadı.”

İlk kez,
hiçbir bahaneye sığınmadan,
hiçbir dış unsura yüklemeden
kendime baktım.

Bu bir çöküştü.
Ama göründüğü kadar karanlık değildi.

Çöküş,
öze varışın başlangıcıydı.
Çünkü tüm yolların tükendiği,
tüm kimliklerin düştüğü yerde
yalnızca öz kalır.

Ve o öz,
yalnızca sessizlikle,
sadeleşerek,
tüm kalabalıklardan sıyrılarak duyulabilir.

O boşluk,
bana yokluğu değil,
gerçekliği işaret etti.

Çünkü dış dünyanın tüm araçları,
içsel ihtiyaçları doyurmaya yetmiyordu.
Ve ben,
kalbimi kendi sahibinden başkasının
dolduramayacağını fark ettim.

Her düşüş,
bir yeniden doğuşa gebedir.

Benimki
sessizliğin rahminde büyüyen
bir yeniden başlangıçtı.

Ve şimdi biliyorum:
Kendine varmadan,
hiçbir yere varılmaz.
Çöküş,
bir bitiş değil;
varoluşun en derin köküdür.