19. Gün: 19 Kasım

Yanlış Yollar: Dostluk

Bir selamla başlar bazen,
bir tebessümle,
aynı masaya oturuşla.
Bir adın sorulmasıyla,
bir çayın uzatılmasıyla,
sırtının yavaşça sıvazlanmasıyla.

Dostluk,
kalbin başka bir kalple aynı frekansta titremesidir.
Yalnızlığın ortasında,
sırtını yaslayabileceğin bir yürek bulmaktır.
Yargılanmadan,
değiştirilmeye çalışılmadan,
sadece olduğun hâlinle kabul görmektir.

Ben de aradım.
Birlikte susabileceğim,
sustuğumda beni anlayacak yol arkadaşları…
Düşüncelerimi tartmadan dinleyecek,
acımı paylaşacak,
birlikte gülecek,
birlikte susacak insanlar.

Bir kahve fincanının etrafında dökülen sözcüklerde,
bir yürüyüşün sessiz adımlarında,
bir bakışta,
bir omuzda,
bir paylaşımda kendimi bulacağımı sandım.

Ama zamanla fark ettim:
Dostluk, aynı şeyleri sevmek değilmiş sadece.
Aynı yöne bakabilmekmiş.
Bazen birlikte susmak,
bazen aynı sessizlikte kalabilmekmiş.
Ve bazen,
haklı olsan da susabilmek,
sırf karşındakini kırmamak için.

Dostluk sadece gülüşleri paylaşmak değilmiş.
Gözyaşının yanında sessizce durabilmekmiş.
Kırıldığında susmamak,
sustuğunda unutulmamakmış.
Gittiğinde,
ardından birinin gerçekten eksilmesiymiş.

Ben kalabalıkta çoğalacağımı sandım.
Ama bazen dostluk,
bir kişinin varlığıyla
dünyanın tamamına denk gelir.
Bazen bir dost,
bir orduya bedeldir.
Bir söz,
bir sarılış,
her şeyi iyileştirebilir.

Kalbimi açtım.
Anlatmak istedim,
anlaşılsın istedim.
Ama kelimeler bazen yetmiyor.
Ve dostluk,
o kelimelerin eksik kaldığı yerde anlam buluyor.

Dost,
sadece kelimeyle değil,
varlığıyla konuşur.

Zaman geçti.
Kimi gitti, kimi kaldı.
Kimi sadece yanımdaydı,
kimi yüreğimde.
Kimi unutmamış gibi davrandı,
kimi gerçekten unuttu.
Kimi vedalaşmadan uzaklaştı,
kimi hiç gitmedi ama hiç de kalmadı.

Ve öğrendim:
Dostluk, zamanın değil;
niyetin ve sadakatin sınavından geçer.
Sınandığında değişmeyendir dost.
Yalnız kaldığında seni hatırlayandır.

Yanımda kim vardı değil;
yanımda kim sessizce durdu?
Kim gözlerime baktığında yüzümü değil,
içimi gördü?
Kim kelimelerime değil,
sessizliğime kulak verdi?

Bir dost,
konuşmadan da anlatır.
Dinlemeden de bilir.
Dokunmadan da iyileştirir.
Bir bakışıyla içini ısıtır,
bir cümlesiyle fırtınanı dindirir.

Ve ben dostluğu yeniden tanımladım:
Bir aynadır dost.
Onda kendini görürsün;
kırıklarını,
ışığını,
gölgeni…
Ama bazen,
sende unuttuğun umudu da gösterir.

Ve bazen,
dost, sana kendinden daha çok inanandır.
Sen yıkılırken,
o seni taşıyandır.
Sen susarken,
o senin adına konuşandır.

Bu yüzden,
dostluk bir bağ değil,
bir bağışlanmadır.
Bir duruş,
bir kalış,
bir susuş…
Ve en çok da
bir sadakat biçimidir.

Ve ben,
suskunluğumda beni bırakmayanları
kalbimde en derin yere sessizce yerleştirdim.
Oraya sadece onların adını değil,
gölgelerini,
seslerini,
susarken bile söylediklerini yerleştirdim.

Ve şimdi biliyorum:
Gerçek dostluk,
sadece birlikte gülmek değil;
aynı yükü omuzlamakmış.
Görünmeden yanında durmakmış.
Ve en önemlisi,
hiçbir zaman “neden” demeden
orada olmaya devam etmekmiş.