Yanlış Yollar: Başarı
Adımı duydum.
Alkışlar yükseldi.
Yüzler bana döndü,
ve ben gülümsedim.
Ama içimde,
sessizce çöken bir ağırlık vardı.
Unvanlarım artmıştı,
listelerde ismim yazılıydı,
kürsülerde konuşmalar yapıyordum.
Ama kalbimde,
tatlı bir huzur yerine
içten içe sızlayan bir eksiklik vardı.
Başarıya ulaşmak istemiştim.
Ve ulaştım.
Ama ulaştığımda,
kendimi kaybettiğimi fark ettim.
Her ödül, bir nebze sevinç getirdi.
Ama o sevinç,
bir taşın suya düşüşü gibiydi:
Bir anlık dalga,
sonra sessizlik.
“Tebrik ederiz.”
“Seninle gurur duyuyoruz.”
“Harika bir iş çıkardın.”
Bu sözleri çok duydum.
Ve bir süre onlarla beslendim.
Ama her biri,
biraz daha yalnızlaştırdı beni.
Çünkü bu övgüler,
içimdeki boşluğa dokunmuyordu.
Başarı,
bir gösteriydi.
İnsanlar izliyor,
beğeniyor,
ilham alıyordu.
Ama kimse,
sahne dışında kalan
içsel çöküşümü görmüyordu.
Başarı bana kapılar açtı.
Ama o kapıların ardında,
yalnız bir odada
kendimle baş başaydım.
Ve orada,
başarıların beni
kendimden ne kadar uzaklaştırdığını hissettim.
Geceleri, yastığa başımı koyduğumda
şu soruyla karşılaşıyordum:
“Gerçekten bu muydu?”
Dış dünyanın başarı tanımıyla
kendi içsel bütünlüğüm arasındaki uçurum
gitgide büyüyordu.
İçimdeki çocuk,
bir zamanlar sadece sevilmek istiyordu.
Şimdi ise,
sadece anlaşılmak.
Gönlümden bir ses yükseldi:
“Sen hep dışarıdaki kapıları çaldın;
bir gün,
içindeki kapıyı da aralamayı dene.”
Unvanlar sustu.
Ben sustum.
Ve sonunda kalbim konuştu:
“Beni duy,
beni anlamaya çalış,
ben sendeki asıl cevabım.”
Artık biliyorum:
Başarı,
bir kürsüde durmak değil;
içine dönüp,
sessizce
kendini bulduğun andır.





Leave A Comment